1 Haziran 2026 Pazartesi

25. Yaşıyorum bu hayatı

Sanırım 4 gibiydi, bir bardak çay içtim ve yattım. Dualar ettim, Allahım bana da uyku ver, diye. Önce iyiydi, böyle hafiften gevşemeye başladım. Neredeyse daldım dalacağım. Sonra hani korku filmlerinde olur, gitme dersiniz o salak kıza, açma o kapıyı. Ama o dayanamaz "Du bakalım ne olacak" diye diye gider, açar o kapıyı. Fondada sizi adım adım dozajı artan, sizi geren bir müzik. Benim düşünceler de, o salak kız gibi gitti açtı kapıyı. Gördü ebesini. 

Kendi kendime "Olmayacak böyle, Kalk, kalk ama gözünü seveyim güzel bir şey yap" dedim. Aklıma birden sıcak simit ve beyaz peynir yemek geldi. Google Maps gibi  muhtemelen açık olan, en yakın simitçilerin konumlarını düşündüm. Birisine karar verdim ve cart diye attım yorganı üzerimden. Baktım saat 05:20. Elimi yüzümü yıkadım, üzerime BİM'den aldığım polar montu giydim, neye benziyorum diye aynada kendime baktım ve attım kendimi dışarı. 

Mis gibi bahar sabahı. Daha doğrusu yazın ilk günü. Baharı 1 günle kaçırmışım. Üniversite sınavında istediği bölümü 1 puanla kaçıranlar gibi. Veya şıkları kaydıranlar gibi. Benim genel olarak böyle yaşamak gibi bir huyum vardır zaten. Yani istediklerim olur, cevaplar doğrudur ama sıralama kaymıştır. O cevap, bir önceki sorunun cevabıdır, o istek bir önceki zamanın isteğidir. Fen Lisesi sınavında da böyle oldu, üniversite sınavında da. Hatta üniversite sınavında 0.01 puanla en çok istediğim bölümü kaçırdım. Detaylara girmeyeyim, genel olarak böyledir işte. Kader nedir, bilirim. Öğrendim. Öğrenmem biraz zor oldu ama öğrendim. Zorluğu da o komik twitteki gibi, hani diyor ya; "Beni kürekle söndürdüler" diye, onun gibi. Bana da kürekle öğrettiler. 

Amaaan neyse, mis gibi bahar havası işte. Ben bahardan sayıyorum bu günü. İçim öyle diyor. "Allah’ın adıyla çıkıyor, Allah’a güveniyorum. Günahlardan korunmaya güç yetirmek ve taate kuvvet bulmak, ancak Allah’ın tevfik ve yardımıyladır” deyip vurdum kendimi yollara. Tam yollara yeni vurmuştum ki kendimi, yani 15-20 adım attım ki, burnuma hanımeli kokusu geldi. Hanımelini daha görmedim bile, kokusu burnuma geldi. En sevdiğim çiçek kokusudur. Baktım okulun karşısındaki tek katlı evin duvarlarını hanımeli kaplamış. Beyaz badanalı, mavi pencereli, tek katlı bir ev. Bahçede yemyeşil çimenler ve güller. "Allahım dedim ne kadar güzel bir ev. Salıncak bile kurulur şu dut ağacına derken, bir de ne göreyim; dut ağacının yanıbaşında üç tane "söyle bana hindiba" açmış. "Kışın kartopudur adını anmak" dedim yoluma devam ettim. 

Evi geçip, köşeyi dönünce, iki üç tane daha tek katlı, bahçeli evler var. Onların bahçelerinde de salıncak kurulabilir cinsten. Gözü cetvelli peyzajcıların eline düşmemiş, eski zaman bahçelerinden. Belli ki artık içinde yaşayanlar yaşlanmış, bakımsız kalmış bahçeler. Ama dedim ya, bahar işte, yaşlı bahçelere bile genç kız neşesi vermiş. Coşmuş sarmaşıklar, dolu dizgin çimenler, otlar, baş vermiş ayvalar, çiçek açmış akasyalar, cevizler, ergen oğlan tazeliğinde erikler, henüz olmamış siyah dutlar, adını bilmediğim kocaman olmuş otlar, yok yok yani. Sanki Nur Yoldaş , "Bir safa bahşedelim gel şu dil-i nâşâda / Gidelim serv-i revânım yürü Sa'dâbâd'a" diye inletiyor ortalığı. Sa'dâbâd bilmem kaç yüz kilometre uzakta ve serv-i revân da ortalıkta görünmediğinden ben simitçiye devam ettim. 

Sokakta kimseler yoktu. Caddeye çıktım orada da kimseler yok. Irmağı geçip büyük caminin önünden geçince, içinde uzunca bir yürüyüş yolu olan parka ulaştım. Bu yürüyüş parkurları beni oldum olası şaşırtır. Yürüyüş yapan çeşit çeşit insanlar ve o insanların hikayeleri beni müthiş cezbeder. Durup izlemeye vaktim olmadığından göz ucuyla yürüyenlere baktım. İlk gördüğüm orta-genç yaşlarda bir adam oldu. Muhtemelen asker ya da bana öyle bir his verdi. Çok ciddi, çok profesyonel. Hafif koşu yapıyor. Ama sanki sabahın 5'inde belediye parkında değil de, komando tugayında gibi bir havası var.

Ondan sonrakiler üç emekli amca. Yaşlarına göre oldukça iyi bir yürüyüş tempoları var ve belli ki uzun zamandır tanışıyorlar. Yüzlerinde "Kemal Kılıçdaroğlu - Özgür Özel" arasında kalmış, "yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal paradoksu"nu çözememiş, CHP'li gerginliği var. Bu gerginlik bir de Feneylileyde vardır. Onlara da sürekli pat diye "Yazı mı tura mı?"  diye sorar gibi, "Ali Koç mu, Aziz Yıldırım mı?" diye sorulduğundan, gergindirler. Çünkü yazık bilirler ki, ne cevap verseler yanlıştır. Oysa eksik bakışları ve bilmedikleri şudur: Üçüncü Kanat! (Bkz. Üçüncü Kanat: Üçüncü kanat metaforu", temelde iki kanatlı (akıl ve kalp, bilim ve inanç, madde ve mana) bir sistemin tek başına yetersiz kalması veya eksik bir denge kurması durumunda, ufku genişletmek, yükselmek ya da başka bir boyuta geçmek için ihtiyaç duyulan aşkı, sezgiyi, ahlakı veya bütünleştirici estetik bakışı simgeler.)

Yola devam ediyorum ve bu defa karşıma, hafif topluca bir abla çıkıyor. Hafif topluca diyorum, çünkü biraz daha yuvarlansa tam topluca, hatta doğrudan top olacak abla. Bu ablaları da anlamam mesela, neden ısrarla ve ter içinde neden yürürler. Ablacım kabul et işte, Allah seni böyle yaratmış. Neden o instagram tuzaklarına düşüyorsun ki? Değil bu parkurda 5 tur atmak, dünyanın etrafında 10 tur atsan, sen zayıflayamazsın. Kabul et ve mutlu ol işte. Roseanne vardı mesela eskiden TRT'de. Enerjiyse enerji, çekimse çekim. Daha olmadı Ayşegül vardı. Hangi Ayşegül deme? Başka Ayşegül mü var? Bir alışveriş bir fiş'deki Ali Atik'in eşi Ayşegül Atik. Boş yere kasma yani. Tamam sağlıklı olmak için yürü ama, ötesini boşver. 




Sonra karşıma gençten bir delikanlı çıkıyor. O da civa gibi bir şey. Zaten doğuştan genetik olarak böyle kodlanmış. Vücudunun yaptığı sporla hiçbir ilgisi yok. Yapmasa da Allah onu öyle yaratmış. Roma arenalarındaki gladyatörler gibi. Ona da şöyle demek isterdim: Tamam bu senin güçlü olduğun alan ve hayata karşı sürekli kullandığın aracın. Acaba bir kerecik de bu güçlü yönünün gölgesi'ne mi baksan? Bir kerecik bile olsa o cesareti gösterebilsen mi pehlivan? O zaman tam pehlivan olmaz mısın? 

Son yürüyüşcümüz en ilginci. Abla da ne hırs emaresi var, ne mutlu bir yüz ifadesi. Ne yanında kimse var, ne de bu yürüyüşten fayda görmüş bir beden dili. Yürüyor ama hani nasıl desem, yürüsem mi yürümesem mi? Bir tur daha mı atsam, yoksa gidip balkondan mı atlasam? diyen bir tavırda yürüyor. İşte diyorum, bu gerçek spor! Gerçek çaba! Gerçek ağırlık çalışması! Gerçek kardiyo! Ablaya saygı ve şefkat duyarak yoluma devam ediyorum. 

to be continued...

3 yorum:

  1. Bir de yuvarlak insanlara sarılmak da çok güzel bir duygudur, yani bencilce olacak biraz ama, sıska insanlara sarılmaktan iyidir..
    Burada en yakın arkadaşlarımdan biri uçak operatörü, gece vardiyasında çalışıyor. Sizin gibi geceleri yaşayan, gündüzleri uyuyan bir insan (yani umarım gündüzleri uyuyabilen bir insansınızdır). Sosyal ilişkilerde çok zorlanıyor, onun dışında mutlu. Gecenin sessizliği, sakinliği, insansızlığı çok güzel gerçekten...
    Fakat gündüz işlerimiz yoğun olunca, zor..... Çayı kesin diyeceğim ama dilimi kesersiniz diye çekiniyorum. Bir de sizi okumakla Ferhan Şensoy'u okumak insanda

    YanıtlaSil
  2. Ay pardon gitti yorum kendiliğinden... İnsanda diyordum, hiç sigara içmemiş bile olsa, bir sempati yaratır vallahi. Üstada herkes ısrar ediyormuş, bırak da bırak. Yine bir gün oturuyor, yanına biri yanaşıyor ve diyor ki "neden içiyorsunuz bu mereti?" üstadın cevabı: "siz neden içmiyorsunuz?" :)) Bence güzel cevap..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu sigara konusunda benim kendimce bir şakam vardır. Sigara içerken ikram ettiğimde, ben içmiyorum, diyenlere sorarım: Ne faydasını gördün? :))

      Sil

Meyva vermeyen bir ağaç kadar Faydasız olsun bu yazdıklarım. Dallarına meyvasına tamah edip Kimse taşa tutmasın. Bu yazdıklarım çok budaklı, çok bükümlü Bir ağaç kadar faydasız olsun. O zaman marangozlar Kesip biçmeye değer bulmazlar böyle bir ağacı. Dokusu gevşek, gözenekleri geniş, reçinesiz Bir ağaç kadar faydasız olsun bu yazdıklarım. Kökü toprakta, Başı gökyüzüne dönük. Belki kimse bahçesine dikmez, Şehrin bulvarlarına da sokmazlar onu. Ama Uzak, kıraç bir ıssızlıkta Bunalmış bir yolcu Dibinde oturacağı, Sırtını dayayacağı bir ağaç buldu diye Ferahlarsa Bu yeter... Chuang Tzu