31 Mayıs 2026 Pazar
22. 31 Mayıs
21. Ne dediler
30 Mayıs 2026 Cumartesi
20. Eski defterler
29 Mayıs 2026 Cuma
19. Günden geceye
11:53 Börekçi aradı. "Bayramını kutlarım Şirin Baba" dedi. Bizim ekibi Şirinler'e benzetiyor, bana da ısrarla Şirin Baba diyor.
12:45 Cuma'ya gittim. İmamın Süleymancı olmasına dair şüphelerim giderek artıyor.
13:30 Marketten 2 ekmek, 3 paket sigara, 5 Topkek aldım (3 kakaolu, 2 meyveli)
13:43 L. aradı. Bayramımı kutladı. Babannesinin selamı varmış. Ellerinden öperim dedim.
14:30 Eskilerden birisi yazdı. Kahve içelim, diyor. "Ne yapacaksın kahveyi? Bende yaylım kıvırcık koyunu'ndan kurban kavurması var. Lokum gibi. Sen de koyun yoğurdu al gel, yiyelim" dedim. Gülüyor. Ben de güldüm içimden. Şeref geldi aklıma.
18:32 Babam geldi. Et getirmiş.
19:04 C. yazdı "Abi senin bugün doğum günün müydü?" diye sordu. Değil, dedim. Filmlerden konuştuk."Zvyagintsev'in son filmini izlemek istiyorum. Piyasaya düşerse haber ver" dedim. Cannes'da hem Grand Prix'i, hem Film Müziği ödülünü almış. La Femme infidele (Vefasız Kadın) - 1969 'un uyarlaması imiş. O da bana, Long Day's Journey Into Night (Günden Geceye) - 1962 'yi önerdi. İki saat elli dakika. İnsafsız.
28 Mayıs 2026 Perşembe
18. O'nu ararken
13:28 : T. aradı. Kuzenim. Ordu'daymış. Eşinin memleketi. İyi yapmışın dedim, miss gibi Karadeniz. Üç dört ay önce müdür oldu. Ara sıra işle ilgili sorular soruyor. Elemanla tanıştırdım. Telefonlarını kaydettiler. Frekansları tuttu. Sonuçta ikisi de mantıkla hareket eden insanlar. Bağlantını koparma, yakında genel müdür yardımcısı olur, dedim. Tamam abi, dedi.
13:45 : A. aradı. Söyleyeceğim bir şey var mı? diye sordu. Yok, dedim. Senin var mı? diye ben de sordum. Onun da, yokmuş.
18: Bursevî'nin İzinde belgeselini izledim. En sondaki Dr. Mustafa Kara'nın sohbeti mest etti. Ne güzel de diz kırarak anlatmış..
20:00 : Gömlekleri ütüledim. Günlerdir bekliyordu.
21:30 : TRT2'de Atalay Taşdiken'in Meryem filmini izledim. Ciğerim yandı. Kader, insanlar, rıza üzerine düşündüm. Bir daha ciğerim yandı.
17. Bir Şair İçin İpuçları
![]() |
| Zeynep Demirhan |
27 Mayıs 2026 Çarşamba
16. Bayram
![]() |
| Yusuf Aslan |
06:30 Bayram namazından geldim
06:37 A. aradı. Bayramımı kutladı.
07:01 Bilader mesaj gönderdi: Bayramın mübarek olsun bilader
07:45 Babam aradı. Kavurma hazır olunca arayacakmış.
08:00 Uyudum
13:41 B. aradı, uyandım. Evdeysen 5 dk uğrayacağım dedi. Gel dedim.
13:45 Biraz ortalığı toplayıp temizlik yaptım.
15:00 Bayram mesajları gelmiş, cevapladım.
15:10 Babam aradı, kavurma hazırmış. Gelemem B.'yi bekliyorum, dedim.
15:24 B. geldi. Çocuklarla. İçeri girmedi. Bir tencere sıcak kavurma, bir poşet kurban eti, domates, salatalık, biber, çeyrek karpuz, bir ekmek getirmiş. Ben de çocuklara harçlık verdim.
15:31 Babama gittim
15:41 C.'yi aradım, bayramını kutladım.
16:10 Eve geldim.
17:00 Biraz üzüldüm.
17:30 Geçti.
19:50 B. nin getirdiği kavurmadan ayaküstü tencereden biraz atıştırdım.
20:35 Ne izlesem bugün diye düşündüm.
02:43 Tost yapıp, yedim.
15. Tom Reagan ve Salatalık
En sofistike gangster filmi olan Miller's Crossing - Miller Kavşağı'nı (1990) izliyordum. Malum bu filmi bir defa izlemek yetmediğinden tekrar tekrar izlemek gerekiyor. Film sürekli şu soruyu soruyor ve biz Tom Reagan'ın ne düşündüğünü, nasıl bir strateji kuruduğunu anlamak için deli oluyoruz :
"Bir insan kime sadık olmalıdır?"
Dostuna mı? Aşkına mı? Kendi çıkarına mı? Ahlaka mı?
Yemeği ve üzerine patlamış mısırı çok kaçırınca uyuyakalmışım. Rüya görüyordum ve birden uyandım. Rüyanın etkisiyle bir şeyler yapmak istedim, sonra farkettim ki bu bir dürtü. Dedim sakin ol, bu sadece bir dürtü. Geçer.
Kalktım, bulaşıkları yıkadım, çayın altını açtım ve buzluktan dondurma çıkarıp yedim. Nereden geldiyse aklıma, arkadaşın dedesi geldi. Hüseyin Amca. 91 yaşında. Eşi iki üç yıl önce vefat etti. 5 çocuğu, 20-30 'da torunu ve onların çocukları vs. var. Yaşlılıktan olsa gerek, bazen düşünceler gidip geliyor. Yoksa tanıdığım en zehir zeka adamlardan biriydi. İyi de bir iş adamıydı. Geçen gün erkek evlatlarını, erkek torunlarını toplamış (zekanın inceliğine bak, hala bu işlere kadınların karıştırılmaması gerektiğini hatırlıyor) demiş ki:
"Bana Ayşe'yi alın!"
Tabi bizimkiler şok ama alışkınlar da. Sükunetlerini muhafaza ediyorlar. Demişler, "Baba hangi Ayşe?" "İşte, şunların şunların Ayşe. Ben bekarken tarlaya gidiyordum. Onların tarlasının yanından geçerken Ayşe beni çağırdı. Bi şey demedi ama bana salatalık verdi. Sevmese vermezdi."
Dedim ya bizimkiler babalarına karşı merhametliler. Saygısızlık da etmezler.
"Baba" demişler "Ayşe öldü."
İnanmamış tabi Ayşe'nin öldüğüne. "Siz beni pışpışlıyorsunuz" demiş. (Araplar buna "hadhada" derler, Arnavutlar "becbece"). İnanmamış. Yapacak bir şey yok, arkadaşın babası yani Hüseyin amcanın oğlu da, almış mezarlığa götürmüş onu. Bulmuş Ayşe'nin mezarını.
"İşte" demiş "Ayşe burda yatıyor"
Bir daha da bu konuda ağzını açmamış Hüseyin Amca.
Allahım dedim, Bu sevgi denen şey, ne menem bir şeydir? Mahiyeti nedir? Nasıl bir şeydir? Neye benzer? Anlamak mümkün değil. Mesela şimdi Ayşe yaşıyor olsa, kadının ahı gidip vahı kalsa, kırdığı fındık kırkı geçse, şunu yapsa bunu yapsa, yine de hiç önemli değil onun için. Eminim ki; Hüseyin Amca yine de "Ayşe" diyecek. Öyle bir güç! Bildiğimiz hiçbir kriterin önemi yok onun dünyasında.
Elimde az bilinen çok efkarlı, on numara bir Ayşe türküsü var ama bugün mübarek gecedir, girmeyeyim o işlere. Kalkıp bir abdest alayım, "Allahım mülkün sahibi sensin. Sen nasip et gerçek hayatta Hüseyin Amcam'a Ayşe'yi" diyeyim. O kendisi için isteyemez ama ben onun için isteyeyim.
Tom Reagan, sen de boş yapma. Gel de asıl bu bilinmezi çöz aslanım.
26 Mayıs 2026 Salı
14. Çelebi bir şair
13. Uzak geçmiş
12. Mutluluğa Doğru
YZ ile filmlerden konuşuyorduk, hafızama şaşırdı. Kardeşim biz film izlerken, sen babanın yediği portakalda vitamin değildin, kiminle aşık atıyorsun. :))
Şaka bir yana, bulabilirseniz izlerin derim. Kısa film. 11 dk. Çok iyidir.
![]() |
| Frank-Étienne vers la béatitude - Mutluluğa Doğru (2012) |
25 Mayıs 2026 Pazartesi
11. Gerçeklik gerçektir. Nokta.
![]() |
| Le Deuxième Acte - İkinci Perde (2024) |
Film güzeldi. İzledikten sonra aklıma, geçen gün kaydettiğim, yine bir Fransız olan Brivael Le Pogam'ın tweeti geldi. Biraz uzun ama iyi ifade etmiş:
Fransızlar adına özür dilemek istiyorum; French Theory'yi (ve onun en berbat ideolojik ürünü olan wokizmi) dünyaya salıverdiğimiz için.
Dünyaya Descartes'ı, Pascal'ı, Tocqueville'i verdik. Sonra, 68 sonrasının entelektüel enkazında, Foucault'yu, Derrida'yı, Deleuze'ü verdik. Bugün Batı'yı felç eden ideolojik silahı, dilimizin zarafetiyle imal etmiş üç parlak adam.
Ne yaptıklarını anlamak gerekiyor:
- Foucault, gerçeğin var olmadığını öğretti; yalnızca bilgi kılığına büründürülmüş iktidar ilişkilerinin var olduğunu. Bilimin, aklın, adaletin, tıp kurumunun, okulun, hapishane sisteminin, cinselliğin - her şeyin aslında bir tahakküm sahnelemesinden ibaret olduğunu.
- Derrida, metinlerin sabit bir anlamı olmadığını öğretti; her gösterenin kaydığını, her okumanın bir ihanet olduğunu, yazarın ölü, okurun ise hâkim olduğunu.
- Deleuze, ağacın yerine rizomun, yerleşiğin yerine göçebenin, yasanın yerine arzunun, varlığın yerine oluşun, kimliğin yerine farkın tercih edilmesi gerektiğini öğretti.
Tek tek ele alındığında bunlar tartışılabilir tezler. Ama bir araya gelip ihraç edilince, basitleştirince bir sistem oluştururlar. Ve bu sistem bir zehirdir.
İşte yaşananlar şu: Fransa'da kimsenin okumadığı bu metinler Atlantik'i geçti. Yale, Berkeley, Columbia'nın akademik bölümleri onları 1980'lerde sindirdi. Ve orada, bizde hiç var olmayan bir zemin buldular: Amerikan püritenliği, ırksal suçluluk duygusu, kimlik takıntısı. French Theory bu substratla birleşti; bu birleşmenin çocuğuna wokizm dendi.
Judith Butler Foucault'yu okuyup performatif cinsiyeti icat etti. Edward Said Foucault'yu okuyup akademik post-koloniyalizmi. Kimberlé Crenshaw aynı çerçeveden beslenerek kesişimselliği. Her adımda matris Fransızca'ydı: gerçek yoktur, yalnızca iktidar vardır; o hâlde her hiyerarşi şüphelidir, her kurum baskıcıdır, her norm şiddettir, her kimlik inşa edilmiştir ve dolayısıyla müzakereye açıktır, her çoğunluk suçludur.
İşte böyle oldu: Pratik sonuçlarını hiç hayal etmemiş olduklarını tahmin ettiğimiz üç Parisli filozof, bir nesil aktiviste, üniversite bürokratına, İK uzmanına, gazeteciye ve yasama yetkilisine bir işletim sistemi temin etmiş oldu. İşte bu şekilde, bir kadının kadın olup olmadığını, kendi tarihini savunmaya değer bulup bulmadığını, liyakatin var olup olmadığını, gerçeğin görüşten ayrışıp ayrışmadığını artık bilemeyen bir uygarlık elde edildi.
Neden berbat olduğunu sormak gerekirse, cevap basit ve sakin biçimde söylenebilir. Bir uygarlık üç sütun üzerinde ayakta durur:
- Akıl yoluyla ulaşılabilir bir gerçeğin var olduğuna inanç,
- iyinin kötüden ayrı var olduğuna inanç
- ve aktarılması gereken bir mirasın var olduğuna inanç.
- Bir nesil bütünüyle söküp atmayı öğrendi, inşa etmeyi hiç öğrenmedi.
- Bir nesil bütünüyle şüphe etmesini biliyor, hayranlık duymayı bilmiyor.
- Bir nesil her yerde iktidar görüyor, hiçbir yerde güzellik görmüyor.
Özür diliyorum; çünkü biz Fransızlar, özel bir sorumluluk taşıyoruz. Bu nihilizme şık bir ambalaj kazandıran bizim dilimiz, bizim üniversitelerimiz, bizim yayınevlerimiz, bizim itibarımız oldu. Sorbonne ve Vincennes'nin meşruiyeti olmadan bu fikirler hiçbir zaman okyanusu geçemezdi. Başkaları silah ihraç eder gibi biz şüpheyi ihraç ettik.
Şu an Silikon Vadisi'nde, yapay zekâ laboratuvarlarında, girişimlerde, atölyelerde - her şeyi söküp atmak yerine hâlâ bir şeyler inşa etmekte olan tüm yerlerde - kurulanlar işte bu soruya verilen yanıttır.
Bir uygarlık, yorumcular değil inşacılar tarafından yeniden kurulur. Gerçeğin var olduğuna ve ona adanmaya değer olduğuna inananlar tarafından. Güzelin, doğrunun, iyinin hiyerarşisini üstlenen ve onu aktarmaktan utanmayanlar tarafından.
Özür dilerim. Ve şimdi işe koyulma zamanı.
10. Quentin Dupieux
Bu aralar neşeleneyim diye yönetmen Quentin Dupieux'nün bulabildiğim tüm filmlerini izliyorum.
Quentin Dupieux, sinema dünyasının en nevi şahsına münhasır, absürt ve kural tanımaz yönetmenlerinden biri. 1974 doğumlu. Filmlerinin senaryosunu kendi yazıyor, kendi yönetiyor, kendi kurguluyor. Birçoğunun görüntü yönetmenliğini ve müziklerini de kendisi yapıyor. Tam bir "bağımsız auteur" ve tam bir "Gerçeküstücü"
Zaman, mekan hak getire. Rüya görür gibi film izliyorsunuz. Şaşırtıyor, rahatsız ediyor ve film bitince "Ben ne izledim?" diye kalakalıyorsunuz.
Hani bir politikacı "Hiçbir şey olmasa bile kesinlikle bir şeyler oldu" demişti ya, işte tam onun gibi.
Ve bence en önemlisi; film bitince "nedensizce" kendinizi mutlu hissediyorsunuz.
Bugün de sırada Le Deuxième Acte - İkinci Perde (2024) 'ü filmi var.
9. Uyuyordun
Annemin mezarına gittim geçen akşam. Kimseler yoktu mezarlıkta.
Oturdum, bir sigara yaktım.
Çok oldu ama hatırlıyorum, bir de Akdeniz'e karşı içmiştim o sigaradan.
Sen, başka bir denizin kıyısında.
Uyuyordun.
24 Mayıs 2026 Pazar
8. Güzel bir maç lütfen
Keşke Dünya Kupası başlamış olsaydı. Biraz iyi futbol izlerdim. Her kupada olduğu gibi, bu yıl da Türkiye'yi, Arjantin'i ve Senagal'i destekliyorum.
Eduardo Galeano'nun Gölgede ve Güneşte Futbol kitabından alıntılar:
YAZARIN İTİRAFI
7. Bana akıl verme bana nezaket ver
Geçen hafta çok çok sevdiğim bir dostuma neredeyse Kemal Hoca'nın söylediklerinin aynısını söyledim. "Lütfen" dedim "Lütfen bana akıl verme. Bana yardımcı olmaya çalışma. Beni anla, beni hisset, benimle yürü. Yoldaşım ol. Nazik ol. İnsanı sadece doğrular, yanlışlar, sorumluluklar, istekler olarak sınırlandıramazsın. Hem Ataullah İskenderi dememiş mi:
23 Mayıs 2026 Cumartesi
6. İnsan olmak kırılganlıktır
![]() |
| Charly - 1968 |
5. Aylık 121 dinleyici
22 Mayıs 2026 Cuma
21 Mayıs 2026 Perşembe
3. Y/Ilgın Ağacı
- Sümerliler bu ağacı, arınma, koruma-sağaltma ayinlerinde, put yapımında kullanmışlardır.
- Hititler hastaları iyileştirmek için icra ettikleri ritüellerinde, yaptıkları ilaçlarda ve doğum ayinlerinde ılgından yararlanmışlardır.
- Mezopotamya’da kültsel amaçlı büyülerin yapılışında yer almıştır.
- Babillilerin Tammuz’a yaktıkları ağıtlarda adı geçen ağaç,
- Yeni Asur Dönemi’nde bir kötülüğü kovmak, uğursuzluğu defetmek amacıyla yapılan ayinlerde istifade edilendir.
- Mezopotamya’da görülen düşlerde ölümü ifade ederken; tabutların, şabtîlerin, binaların yapımında yararlanıldığı, yakıt olarak kullanıldığı
- Mısır’da Osiris’le dolayısıyla ölümle ve yeniden dünyaya gelişle özdeşleşmiştir.
- Yunan mitolojisinde ise ölümden kaçışın ağacı olmuştur.
- Rüstem, vücudunu kılıç, balta kesmez, ok işlemez İsfendiyar'ı ılgın ağacından yaptığı ok ile öldürür.
- Tevrat’ta İbrahim Peygamber’in elleriyle diktiği, Kral Saul’ün gölgesinde oturduğu, altına gömüldüğü ılgın,
- Kur’ân-ı Kerîm’de Sebe halkına gönderilen bir ceza sonrasında onların topraklarını bürüyendir.
- Kıssaya göre Habil’in kanının döküldüğü yerde bir lanet belirtisi olarak çıkandır.
- Bir başka kıssada ise asa olarak kullanıldığında yoksulluk getirendir.
2. Ana
Yemek yaptığım zaman genelde iki günlük yapıyorum ki, her gün yemekle uğraşmayayım. Evvelki gün erişteyi de iki günlük yapmıştım. Ama acıkmışım, bir tabak yetmedi, üzerine yarım tabak daha yedim. Dün akşam eve gelip, tencereyi görünce hatırladım, kalan erişteyle doymayacağımı.
İşte tam o an; belki 20, belki 30 yıl önce okuduğum Pearl Buck'ın Ana romanındaki bir cümle aklıma geldi. Kocakarı gelini olan Ana'ya diyordu: "Erkek kısmı acıktı mı, erişteye bir yumurta kırarsın." Güldüm kendi kendime, hafıza dedim ne uçsuz bucaksız bir şey. İyi ki her şeyi hatırlamıyoruz.
Hemen tavaya iki yumurta kırıp, ısıttığım erişteyle karıştırıp yedim. Sonra da üşenmeyip kitaptan o bölümü arayıp buldum. Hatırladığım doğruymuş ama eksikmiş. Erişte değil, şehriye diyormuş. Çayımı içerken, "Bu yaşta o kadar olur, yine de fena sayılmazsın" dedim. Kendi kendime.
Meraklısına :
Pearl Buck'ın Ana romanı Nobel almasının ötesinde, benim sevdiğim kitaplar arasında rahatlıkla ilk 10'a girer. Bir hikaye ne kadar duru ve gerçek anlatılabilirse, o kadar duru ve gerçek. Zaten kendisinin meşhur bir sözü var: "Gerçek her zaman heyecan vericidir. Gerçek olmadan hayat sıkıcıdır." diyor.
Eğer yazar olsaydım, onun gibi yazmayı isterdim. Bir de, The Good Earth romanı vardır. Bu romanı da ödüllü. 1937'de filme çekilmiştir. Bulabilirseniz onu da izleyin derim. Keşke restore etseler, tam bir klasik.






















