Carver ilginç adam. İlginç değil de farklı. Özgün. Alabildiğine yaşanmışlık ve hazmetmişlik var yazdıklarında. Bugün gezerken daha iyi anladım onu. Ama kelimelere dökemem.
Kitapla ilgili yorumlara baktım da hayret ettim. Neden kitap kulüplerine mesafeli durduğumu bir kez daha hatırladım. "Puanım 3.5 Fazla diyaloglu", "Yarım bıraktığım kitaplardan birisi", "Beklediğim düzeyde tatmin etmedi" vs vs vs.
Bence Carver de tatmin olmazdı :)))
NEDEN DANS ETMİYORSUNUZ?
Mutfakta bir içki daha doldurdu ve ön bahçesindeki yatak odası takımına baktı. Renkli çizgili çarşaf şilteden sökülmüş, şifoniyerin üstündeki iki yastığın yanında duruyordu. Bunun dışında, eşyalar çoğunlukla yatak odasındaki gibi görünüyordu; yatağın kendisine ait tarafında komodin ve okuma lambası, kadına ait tarafında komodin ve okuma lambası.
Kendi tarafı, onun tarafı.
Viskiyi yudumlarken bunu düşündü.
Şifoniyer, yatağın ayak ucundan birkaç adım ötedeydi. O sabah çekmeceleri boşaltıp içindekileri karton kutulara doldurmuştu, oturma odasındaydı kutular. Şifoniyerin yanında portatif bir ısıtıcı vardı. Nakışlı bir yastığın bulunduğu hasır bir sandalye yatağın ayak ucunda duruyordu. Parlatılmış alüminyum mutfak seti, garaj yolunun bir kısmını kaplıyordu. Hediye gelmiş olan, fazlasıyla büyük, sarı bir muslin örtü masaya serilmiş, yanlardan sarkıyordu. Masanın üstünde bir saksı aşkmerdiveni vardı, yanında da, yine hediye gelmiş olan bir kutu gümüş çatal bıçak takımı ve bir pikap. Konsol modeli büyük bir televizyon, bir sehpanın üstünde duruyordu, ondan birkaç adım ötede de bir kanepe, sandalye ve ayaklı lamba vardı. Çalışma masası garaj kapısına doğru itilmişti. Bu masanın üstünde bir-iki araç gereç vardı, yanında da bir duvar saati ve çerçeveli iki baskı resim. Garaj yolunda da, içinde fincanlar, bardaklar ve tabakların bulunduğu bir karton kutu vardı, her biri gazete kâğıdına sarılmıştı. O sabah dolapları boşaltmıştı ve oturma odasındaki üç kutunun dışında, bütün eşyalar evin dışına çıkmıştı. Oraya bir uzatma kablosu çekmişti ve her şey elektriğe bağlanmıştı. Cihazlar çalışıyordu, içerideyken olduğundan hiçbir farkı yoktu.
Ara sıra bir araba yavaşlıyor ve insanlar gözlerini dikip bakıyorlardı. Ama kimse durmadı.
Kendisinin de durmayacağı geldi aklına.
"Kullanılmış eşyalarını satıyorlar herhalde," dedi kız oğlana.
Bu kızla oğlan küçük bir daire döşüyorlardı.
"Bakalım, yatak için ne istiyorlar," dedi kız.
"Ve televizyon için," dedi oğlan.
Oğlan arabayı garaj yoluna soktu ve mutfak masasının önünde durdu.
Arabadan inip eşyaları incelemeye başladılar, kız muslin örtüye dokundu, oğlan blendırı prize takıp ayar düğmesini DOĞRA'ya getirdi, kız ısıtıcılı servis tabağını aldı, oğlan televizyonu açıp küçük ayarlamalar yaptı.
Seyretmek için kanepeye oturdu. Bir sigara yaktı, etrafına baktı, kibriti bir fiskede çimenlere attı.
Kız yatağa oturdu. Ayakkabılarını birbirine sürterek çıkarıp uzandı. Bir yıldız görebileceğini düşündü.
"Buraya gel, Jack. Yatağı bir dene. Şu yastıklardan birini getir," dedi.
"Nasıl?" dedi oğlan.
"Dene," dedi kız.
Oğlan etrafına baktı. Ev karanlıktı.
"Kendimi tuhaf hissediyorum," dedi. "Evde kimse var mı diye baksak iyi olacak."
Kız yatakta zıpladı.
"Önce dene," dedi.
Oğlan yatağa uzanıp yastığı başının altına koydu.
"Nasıl buldun?" dedi kız.
"Sert geldi," dedi oğlan.
Kız yan dönüp elini oğlanın yüzüne koydu.
"Öp beni," dedi.
"Haydi kalkalım," dedi oğlan.
"Öp beni," dedi kız.
Gözlerini kapadı. Ona sarıldı.
Oğlan dedi ki: "Evde kimse var mı diye bakayım."
Ama sadece doğrulup oturdu ve olduğu yerde kaldı, televizyon seyrediyormuş gibi yaptı.
Sokağın yukarısı ve aşağısındaki evlerin ışıkları yandı.
"Eğlenceli olmaz mıydı..." dedi kız ve sırıttı, sözlerini tamamlamadı.
Oğlan güldü, ama sebepsiz yere. Sebepsiz yere okuma lambasını yaktı.
Kız bir sivrisineği kovaladı, bunun ardından oğlan ayağa kalkıp gömleğini pantolonunun içine soktu.
"Evde kimse var mı diye bakayım," dedi. "Kimsenin olduğunu sanmıyorum. Ama eğer varsa, eşyaların kaça gittiğine bakarım."
"Ne isterlerse istesinler, on dolar azını teklif et. Her zaman iyi bir fikirdir," dedi kız. "Hem, ayrıca, çaresiz durumda filan olmalılar."
"Gayet iyi bir televizyon," dedi oğlan.
"Kaça olduğunu sor," dedi kız.
Adam marketten aldığı bir kesekâğıdıyla kaldırımdan yürüyerek geldi. Sandviç, bira, viski almıştı. Garajyolundaki arabayı ve yataktaki kızı gördü. Televizyonun çalıştığını ve oğlanın verandada olduğunu gördü.
"Merhaba," dedi adam kıza. "Yatağı bulmuşsunuz. Güzel."
"Merhaba," dedi kız ve kalktı. "Sadece deniyordum." Yatağa hafifçe vurdu. "Gayet güzel bir yatak."
"Güzel bir yataktır," dedi adam, kesekâğıdını yere koydu ve birayla viskiyi çıkardı.
"Kimse yok sanıyorduk," dedi oğlan. "Yatak ilgimizi çekti, belki televizyonla da ilgilenebiliriz. Belki çalışma masasıyla da. Yatak için ne kadar istiyorsunuz?"
"Yatak için elli dolar düşünüyordum," dedi adam.
"Kırka olur mu?" diye sordu kız.
"Kırka olur," dedi adam.
Kutudan bir bardak aldı. Bardağın üzerindeki gazete kâğıdını çıkardı. Viskinin üstündeki mührü kırdı.
"Peki ya televizyon?" dedi oğlan.
"Yirmi beş."
"On meşe olur mu?" dedi kız.
"Olur. On beşe veririm," dedi adam.
Kız oğlana baktı.
"Çocuklar, bir içki ister misiniz?" dedi adam. "Bardaklar şu kutuda. Ben oturacağım. Kanepeye oturacağım."
Adam kanepeye oturdu, arkasına yaslandı ve gözlerini oğlanla kıza dikti.
Oğlan iki bardak bulup viski doldurdu.
"Yeterli," dedi kız. "Ben benimkine su isterim."
Bir sandalye çekip mutfak masasının başına oturdu.
"Şuradaki musluklu fıçıda su var," dedi adam. "Musluğu aç."
Oğlan sulu viskiyle geri geldi. Boğazını temizleyip mutfak masasının başına oturdu. Sırıttı. Ama viskisinden içmedi.
Adam televizyona uzun uzun baktı. İçkisini bitirip bir tane daha koydu. Uzanıp ayaklı lambayı yaktı. O sırada sigarası parmaklarının arasından kayıp minderlerin arasına düştü.
Kız, onu bulmasına yardım etmek için kalktı.
"Evet, neyi istiyorsun?" dedi oğlan kıza.
Oğlan çek defterini çıkardı ve düşünür gibi yaparak dudaklarına tuttu.
"Çalışma masasını istiyorum," dedi kız. "Çalışma masası kaç para?"
Adam bu manasız soru üzerine elini şöyle bir salladı.
"Bir rakam söyleyin," dedi.
Masada otururlarken onlara baktı. Lambanın ışığında, yüzlerinde bir şey vardı. Güzel ya da çirkin. Anlamak mümkün değildi.
"Şu televizyonu kapatıp bir plak koyacağım," dedi adam. "Bu pikap da satılık. Ucuz. Bana bir teklif yapın."
Biraz daha viski doldurup bir bira açtı.
"Her şey satılık," dedi adam.
Kız bardağını uzattı ve adam doldurdu.
"Teşekkür ederim," dedi kız. "Çok kibarsınız."
"İçki başına vurdu," dedi oğlan. "Benim de vuruyor." Bardağını kaldırıp şöyle bir salladı.
Adam içkisini bitirip bir tane daha koydu, sonra da plakların olduğu kutuyu buldu.
"Seç birini," dedi kıza ve plakları ona uzattı.
Oğlan çeki yazıyordu.
"İşte," dedi kız, birini seçerek, herhangi birini seçerek, çünkü üstlerindeki isimleri bilmiyordu. Masadan kalkıp yine oturdu. Kıpırdamadan oturmak istemiyordu.
"Hamiline yazıyorum," dedi oğlan.
"Olur tabii," dedi adam.
İçtiler. Plağı dinlediler. Sonra adam başka bir tane koydu.
Neden dans etmiyorsunuz, çocuklar? demeye karar verdi, sonra da söyledi. "Neden dans etmiyorsunuz?"
"Ne münasebet," dedi oğlan.
"Haydi," dedi adam. "Burası benim bahçem. İsterseniz dans edebilirsiniz."
Oğlanla kız, kollarını birbirine dolamış, vücutlarını birbirine bastırmış, garaj yolunda bir aşağı bir yukarı gidip geliyorlardı. Dans ediyorlardı. Plak bittiğinde, yeniden yaptılar, o da bittiğinde, oğlan, "Sarhoşum," dedi.
Kız, "Sarhoş değilsin," dedi.
"Sahiden sarhoşum," dedi oğlan.
Adam plağın öbür yüzünü çevirdi ve oğlan, "Öyleyim," dedi.
"Dans et benimle," dedi kız oğlana ve sonra adama, adam ayağa kalktığında da, kız kollarını ardına kadar açarak onun yanına geldi.
"Şuradaki insanlar var ya, seyrediyorlar," dedi kız.
"Önemli değil," dedi adam. "Burası benim yerim."
"Varsın seyretsinler," dedi kız.
"Aynen," dedi adam. "Buradaki her şeyi gördüklerini sanıyorlardı. Ama bunu görmediler, öyle değil mi?" dedi.
Kızın nefesini boynunda hissetti.
"Umarım yatağını beğenirsin," dedi.
Kız gözlerini kapadı, sonra da açtı. Yüzünü adamın omzuna gömdü. Adamı kendine çekti.
"Çaresiz durumda filan olmalısın," dedi.
Haftalar sonra, kız şöyle dedi: "Adam orta yaşlıydı. Bütün eşyaları bahçesindeydi. Yalan değil. Dut gibi sarhoş olup dans ettik. Garaj yolunda. Ah, Tanrım. Gülme. Bize bu plakları çaldı. Şu pikaba bak. İhtiyar bize verdi. Bütün bu beş para etmez plakları da. Şu boktan şeylere bakar mısın?"
Konuşmaya devam etti. Herkese anlattı. Dahası da vardı ve konuşarak bundan kurtulmaya çalışıyordu. Bir süre sonra, kurtulmaya çalışmayı bıraktı.
Raymond Carver
Aşk Konuştuğumuzda Ne Konuşuruz