29 Ağustos 2026 Cumartesi

124. Masa da masaymış ha


Listeler, planlar, hedefler, kararlar, tedbirler, umutlar, hayaller ve yeni başlangıçlar 

Tamamlananlar:

* Boya 
* Temizlik 
* Çamaşır makinesi 
* Buzdolabı 
* Kahve makinesi
* Perdeler
* Oturma grubu
* Yatak odası 

Tamamlanacaklar:

* Yemek takımı (6 kişilik)
* Kahvaltı takımı (2 kişilik)
* Tencere Tava
* Buzdolabına kahvaltılık vs koymak için kaplar
* Kepçe vs
* Baharatlık 
* Çay ve su bardakları 
* Çaydanlık 
* Airfrey
* Elektrikli süpürge 
* Tost makinesi
* Nevresim takımı 
* Pike
* Yastıklar 
* Televizyon 
* Kilim
* Yemek masası 
* 4 sandalye 
* Puf 
* Kedi 🐈 







28 Ağustos 2026 Cuma

123. Yedinci Gün

"Fısıldarcasına alçak bir sesle, “Benim yeryüzündeki en güzel kız olduğumu söylerdi,” dedi. Hemen ardından bana dönerek, “Sence ben güzel miyim?” diye sordu.

“Çok melek gibisin,” dedim içtenlikte.

Mutlu olup gülümsedi, ama çok geçmeden yüzünde yeniden o endişe dolu ifade belirdi. “Çok korkuyorum, bahar geliyor, sonra yaz. Bedenim çürüyüp gidecek ve geriye yalnızca kemiklerim kalacak.”

Onu teselli etmeye çalıştım. “Yakında sana bir mezar alacaktır. Bahar gelmeden, huzur içinde dinleneceğin yere kavuşacaksın.”

“Evet,” diyerek başını salladı. “Alacak.”

Issızlığın ortasında ilerliyorduk. Bu ıssızlığın adı ölümdü. Artık konuşmuyorduk, çünkü anılarımız daha öteye gitmiyordu. Bunlar başka bir dünyadan kalan anılardı, rengarenktiler, hem hayali hem de gerçek. Yanımda kederli kederli yürümeye devam eden bu genç kızın usul usul attığı adımlarını hissederken, göğüs geçirerek, arkasında ne kadar acı bir dünyayı bırakarak buraya geldiğini düşünüyordum."

Sanki bozkırın sonuna varmıştık. Durup bana döndü ve, “İşte geldik,” dedi.

Şaşkınlık içinde önümde uzanan dünyaya bakakaldım: Şırıl şırıl dereler akıyordu, her yer yemyeşil, ağaçlar gür, dallar meyve doluydu. Ağaçların yaprakları kalp şeklindeydi ve sallandıklarında aynı ritimle birörnek atan gerçek birer kalbi andırıyorlardı. Pek çok insan vardı, çoğunun yalnızca kemikleri kalmış, bazısı hâlâ etten bedenlerinde dolanıp duruyorlardı.

“Burası neresi?” diye sordum.

“Burası, mezarı olmayan ölülerin diyarı,” diye yanıtladı.

Yu Hua
Yedinci Gün

25 Ağustos 2026 Salı

122. Yeni bir hayata başlayınca neler yaparız?

Belki bir oyuna giderim, belki bir oyuna gelirim. Belki çay içerim. Kiramı öderim, yeni hayaller bulurum. Dua ederim, kitap okurum, özlememeye çalışırım. Belki bir arabam da olur. Yaşarım işte.



20 Ağustos 2026 Perşembe

121. Kısa kısa


* 20.08.2026 - 22:00 Yola çıktık. O da çıktı. İnşallah çok hırpalanmaz. 

* 22:08 - Sertap Erener'in Rüya şarkısı vardı. Bence bizim şarkımız bu olsun:

"Hadi yüreğim ha gayret
Hele sıkı dur hele sabret"

* 22:25 - Evet buldum ismini : Refik. 

Artık ona çiçek demiyoruz, tül kuşkonmaz demiyoruz, O demiyoruz. Refik diyoruz. Soy soylasın, boy boylasın.

Refik (رفيق / Rafīq):
“Arkadaş, dost, yoldaş, arkadaşlık eden kimse, yol arkadaşı” Daha geniş anlamıyla "birinin yanında bulunan, ona eşlik eden kişi".

* 00:50 - Ankara
Günlerdir içimde kopan fırtına durdu. Kendimi olacaklara bıraktım. Üzerine bir de türkü denk geldi. Ne iyi.

"Aşka cevreyleyip bir pula satma
Sen sana sahip ol, aman ha aman"


Bence buradaki 'pul' , sadece 'para' anlamında değil. 'İnsana büyük görünen ama çok da değerli olmayan sıradan bir menfaat' anlamında. Mesela, toplumsal onay. İnsanın kendini gerçekleştirmesinin yanında, toplumsal onay nedir ki?

* 02:45 - Benim de bir hayalim olsa ne güzel olurdu. En azından bir hedef. Aslında, heves bile olurdu. Ya da içimde bir asma yaprağı kıpırdasa. "bitse bu sessizlik, bu kirli yapışkanlık bitse"

Ama pes etmedim, umudum var hala. Belki biraz uyurum.

* 04:05 - Bolu 
Tam dalıyordum, ihtiyaç ve istirahat molası verdi. Hatırlıyorum, bunlar önemli kavramlardı. Bir de şey vardı, istikbal. Onu da düşünürdük. Daha doğrusu düşünürlerdi. Ben pek düşünmemişim.


Tam da Ağustos ayı. Nasıl da denk geldi.

04:33 - Aklıma geldi; çoğu kişi bu yazdıklarımı kahvaltıdan sonra veya öğle arasında okuyacak. Oysa ben onları, sabaha karşı dört buçukta yazdım. Kelimelere emanet ettiğim duygularımdan, ne kadarı o saate kadar dayanabilir ki? Kışlık patates mi bu? İletişim dedikleri, hele ki yazarak iletişim, tam bir safsata. Hâl'e inanıyorum ben. Hemhâl olmaya. 

* 04:46 - Refik ne yapıyor acaba? Sevdiklerim ne yapıyor? 

* 07:00 - İstanbul 

Biz geldik İstanbul. 
21.08. 2026 Cuma
Refik & Dikkatsiz 


18 Ağustos 2026 Salı

120. İyelik ekleri

Tül Kuşkonmaz


Acaba evde bi "kedi" olsa nasıl olur? diye düşündüm bugün. 

İstanbul'a iyelik eki götürmek istemediğim için "kedi" dedim. Eskiden olsa "kedi-m" derdim. 

Düşündüm, isim vererek çözülebilir bu sorun. 

Böyle böyle kendi sertralinimizi kendimiz üreteceğiz inşallah. Dışa bağımlılıktan kurtulacağız. 

%100 yerli ve milli sertralinimiz olacak. 

Meraklısına :

1. Sertralin Nedir ve Ne İçin Kullanılır?

Tanımı: Seçici serotonin geri alım inhibitörleri (SSRI) grubuna ait, beyindeki kimyasal dengeyi düzenleyen bir ilaç ham maddesidir (Piyasada Lustral, Selectra, Misol, Seralin gibi isimlerle bulunur).

Kullanım Alanları: Majör depresyon, Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB), panik bozukluk, sosyal anksiyete ve Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) gibi klinik tabloların tedavisinde uzman doktor kontrolünde kullanılır.

2. Sertralinin Çalışma Sistemi (Etki Mekanizması)

Serotonin Birikimi: Beyinde duygu durumunu düzenleyen serotonin molekülleri, sinir hücreleri arasındaki boşluğa salındıktan sonra normalde geri toplanır (geri alım). Sertralin, bu geri alım kapılarını bloke ederek serotoninin boşlukta daha uzun süre kalmasını ve hücreler arası iletişimin güçlenmesini sağlar.

2-4 Hafta Gecikmesi: İlacın kimyasal etkisi hemen başlasa da, beynin bu yeni duruma uyum sağlaması ve hücresel düzeyde adapte olması 2 ila 4 hafta sürer. Bu nedenle tam klinik fayda hemen ilk günlerde görülmez.

3. Nöroplastisite Nedir?

Beynin deneyimlere, öğrenmeye veya tedavilere yanıt olarak kendini fiziksel ve işlevsel olarak yeniden şekillendirebilme, yeni sinirsel bağlar kurabilme yeteneğidir.

Depresyon ve kronik stres beyindeki sinirsel bağları zayıflatırken; sertralin gibi ilaçlar beyindeki büyüme faktörlerini (BDNF) artırarak bu bağların yeniden filizlenmesini (nöroplastisiteyi) tetikler.

4. 2-4 Haftalık Bekleme Süresine Karşı Çözümler ve Alternatifler

İlacın etki göstermesi için gereken bu geçiş dönemini rahatlatmak veya etkiyi hızlandırmak adına modern tıpta şu yöntemler kullanılır:

Köprü Tedavileri: İlacın ilk haftalarındaki yoğun kaygıyı baskılamak için doktor kontrolünde kısa süreli, hızlı etkili geçici ilaçlar (benzodiazepinler vb.) eklenebilir.

Hızlı Etkili Ajanlar: Klasik ilaçların aksine, beyindeki nöroplastik değişimi haftalar içinde değil, saatler içinde tetikleyebilen yeni nesil moleküller (Ketamin/Esketamin burun spreyleri gibi) dirençli vakalarda klinik gözetimde kullanılabilir.

Nöromodülasyon (Fiziksel Müdahaleler): Manyetik alanlar yoluyla beyin aktivitesini doğrudan uyaran tMUB (TMS) gibi yöntemlerle biyolojik süreç desteklenebilir.

Psikoterapi Desteği: Özellikle Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), kendi başına nöroplastisiteyi tetikler ve ilacın henüz tam etki etmediği ilk haftalarda kişinin zihinsel baş etme mekanizmaları geliştirmesini sağlar.

14 Ağustos 2026 Cuma

119. İstanbulin



"Nasıl Parisli olan Parisien (Parizyen) ve New York'a ait New Yorker ise İstanbul'a mühürlünün adı da İstanbulin." 

Vedat Özdemiroğlu

"Bir gün bir kent keşfettim, ona hayran oldum, beni büyüledi, bazense acı verdi."

İstanbulin - Gisele Durero Köseoğlu

2 Temmuz 2026 Perşembe

72. Sinema Afrika'nın gece okuludur (*)

(*) Ousmane Sembene (Senegalli yazar, senarist ve yönetmen 1923-2007)

Senagal elendi. O elenince, biz de elenmiş sayıldık. Geçen Dünya Kupası'nda da elenmişti. O zaman da elenmiş sayılmıştık. Olsun, biz yine de Senagal'i seviyoruz. Senegal, Afrika'nın Afrikası'dır biliyoruz.


Önceki Dünya Kupası'nda elendiğinde Senegal Sineması'ndan Touki Bouki (Bir Çakalın Yolculuğu) - 1973 'den bahsetmiştim. Nasıl güzel film demiştim. 


Bu elenmenin şerefine de, yine Senegal'den, Atlantique (Atlantikler) - 2019 'dan bahsetmek isterim. 


Maç hakkında söylenecek çok şey var. Ama olup bitmiş şeyler için konuşmanın kimseye faydası yok.

26 Haziran 2026 Cuma

59. Kerem der ki, "Dağ üstüne dağ olmaz"

"Kişi kendisini yaralanmaya maruz bırakmadan başkasını göremez. Görmek incinebilir olmayı gerektirir. Diğer türlü, hep aynı şeyler tekrar eder. Duygululuk incinebilirliktir. Yaralanmaya görmenin hakikat anı denilebilir. Yaralanma olmadan hakikat yoktur, doğruyu almak, yani algılama da yoktur. Aynının cehenneminde hakikat yoktur." diyor Güzeli Kurtarmak kitabında Güney Koreli  Byung-Chul Han.

Çiçekdağlı Neşet Ertaş da Yanık Kerem türküsünde; 

"Seyretsen de yari gerçek göremen / Tutuşup aşkına kül olmayınca" demiş. 

İkisi de aynı şeyi söylüyor bence.

20 Mayıs 2026 Çarşamba

0. Duman

 


Evvel zaman içinde 
erkekler, kadınlar 
ve (gizlice) çocuklar 
sigara içerlermiş. 

"Bir ateş ister misiniz?"
"Teşekkürler" diyor öbürü
"Siz burdan bir tane almaz mısınız?" diye 
paketini uzatıyor yanındaki. 

Sigara içerken dünyayla ilgili görüşlerimizi paylaştık. 
Yolculuklarımızı anlattık. 
Sınıf mücadelesini tartıştık.
Düşlerimizi değiş tokuş ettik. 
Bir çeşit dostluk oluştu.

Trenlerde hatta uçaklarda sigara içtik. 
Tenis maçları arasında sigara içer olduk. 
Lokantalarda sigara içtik.
Kül tablaları bir çeşit konukseverlik araçlarıydı.

Sonra,
Bir şey oldu 
ve her şey değişti.

Sigara içmenin ölümcül olduğu ilan edildi. 
Sigara içmek toplumsal bir tehdide dönüştü.
Sigara içenler kasıtsız katil sayıldı. 
Çocuklar dahil herkesin bir tehlike altında olduğu söylendi. 
Buna karşı bir şeytanlaştırma kampanyası başlatıldı. 
Sigara içmek tek kişilik bir sapıklığa dönüştü. 

Bu arada,
Karbon gazı yüzünden gezegenin ısınması durmadan devam etti.
Volkswagen ürettikleri arabaların çıkardığı egzoz konusunda yalan söyledi. 

Bu arada,
sigarayı bırakamayan tiryakiler
kapalı ve açık yerler kendilerine yasaklanınca,
benzer gizli köşelere sığınmışlar ve kendileri gibi
yasadışı insanlarla karşılaşıp mutlu olmuşlar. 

Bir sigara içmenin
Ve bir öykü anlatmanın tam zamanı...

Şimdi bunu uzunca bir öyküye dönüştürelim. 

Sonsöz:

Acaba ben bir düş mü gördüm, yoksa bir zamanlar Edgar amcamın önerisiyle İzlanda'ya mı gittim? Yanılmıyorsam başkent Reykjavik'te iki gün kaldım. 

Reyjavik İzlanda dilinde Duman Körfezi demek. Bunun nedeni de kentin kurulduğu körfezin çevresindeki çok sıcak gayzer kaynaklarından buhar tütmesi.

Reykjavik'te rastladığım bir adam Kuzey Kutbundaki bir tundrada başından geçenleri anlattı. Oraya dört arkadaşı ve kızaklarını çekecek malamut köpekleriyle gitmişler. 

Yolculukları günlerce sürmüş, geceleri de korkunç soğuk yüzünden birbirlerine sokularak yatmışlar. Yavaş yavaş zaman duygularını da yitirmişler, Dünyada yalnız köpeklerin ve buzların var olduğu kuşkusuna kapılmışlar.

Sonra bir sabah ufukta, tundraların ötesinde gökyüzüne bir duman sütununun yükseldiğini görmüşler.
Ve sevinçten uçmuşlar.Bir insanlık belirtisiymiş bu.

Bu duman oradaki göçebe bir Eskimo grubunun yaktığı bir ateş olmalı diye düşünmüşler.

Eskimoların dilinde dumanın karşılığı Puju, puyu ya da puyug'dur. 

Meyva vermeyen bir ağaç kadar Faydasız olsun bu yazdıklarım. Dallarına meyvasına tamah edip Kimse taşa tutmasın. Bu yazdıklarım çok budaklı, çok bükümlü Bir ağaç kadar faydasız olsun. O zaman marangozlar Kesip biçmeye değer bulmazlar böyle bir ağacı. Dokusu gevşek, gözenekleri geniş, reçinesiz Bir ağaç kadar faydasız olsun bu yazdıklarım. Kökü toprakta, Başı gökyüzüne dönük. Belki kimse bahçesine dikmez, Şehrin bulvarlarına da sokmazlar onu. Ama Uzak, kıraç bir ıssızlıkta Bunalmış bir yolcu Dibinde oturacağı, Sırtını dayayacağı bir ağaç buldu diye Ferahlarsa Bu yeter... Chuang Tzu