Bugün iki üç aydır görüşmediğim bir arkadaşımla uzun saatler geçirdik. Sabah 8'de kahvaltıyı beraber yaptık. Konuşurken nefes alıp vermekte zorlandığımı fark etti. Sonra ben istemediğim halde, beni doktora götürdü. Çok komik. Zorla doktorun yanına refakatçim gibi girdi. Götürürken de diyor ki "Bıktım yaşlı insanlara bir şey anlatmaya çalışmaktan."
İlaçlarımı aldı. İğnemi halletti, ilaçlarımı içirdi, fısfısımı çektirdi. Evime geldi benimle sohbet etti. O, tüm bunları yaparken ona sevgi, şükran, takdir ve minnetle baktım.
Ama anlatmak istediğim şey başka bir şey.
Eve gelmeden önce bana bir sürü psikoloji şeylerinden anlattı ve muhtemelen evimle ilgili kafasında bir görüntü oluşmuştu. Boğucu bir ortamı kastediyorum.
Eve girince "Ne kadar ferah, ne kadar güzel kokuyor" dedi. Ama yine de ikna olmadı. Nezaketen "İzninle evi gezeceğim" dedi ve iznimi beklemeden, evine temizlikçi almış kadın edasıyla, yatak odamın, banyomun, balkonumun detaylarına kadar her yeri tek tek inceledi.
Sonra karşıma oturdu "Ben çok şaşırdım. Bambaşka bir ortam bekliyordum" dedi. "Pis, dağınık mı?" dedim, "Evet" dedi. "Ben temiz birisiyim, evim pis olamaz" dedim. Filtre kahve yaptım. Biraz daha sohbet ettik.
O gittikten sonra bu konuyu düşündüm. Ve şu sonuca vardım:
İnsanların bir çoğu depresyon ve acı çekmeyi birbirine karıştırıyor. İnsan bazen sadece ve basitçe acı çeker.
Her duyguya stres diyemeyeceğimiz gibi, her üzüntüye de depresyon diyemeyiz. Ona depresyon tedavisi uygulayamayız.


2005'te çok sevdiğim birini ani bir şekilde kaybetmiştim. Canım yatağıma girip ağlamak istiyordu. 2. günün sonunda o kadar üstüme geldiler ki "kalk, çık, ağlama.." o zaman üzüntüme öfke de eklenmişti, yahu bir bırakın ben yasımı yaşamak istiyorum.. Ben üzülecek şeye üzülebilmek, duygularımı yaşayabilmek, insan olabilmek istiyorum..... Bazen hayatın bize getirdikleri bize ağır geliyor, bazen kendimizi ya da başkasını suçluyoruz, hazmedemiyoruz. Bu duygularımız zaten bizi insan yapan, yoksa gelene hoş geldin, gidene hoşçakal ile hayat hayat mıdır, insan insan mıdır....?
YanıtlaSilYine de tabii insanın onu merak edip şefkat gösterecek dostlarının olması güzel, dostunuz sanırım çekilen çileyi yeterli bulmuş :) Sorun bir "miktar algısı farkı" olsa gerek..... İçi rahatlamışsa iyi..
Önünde sonunda; bu acının / huzursuzluğun / korkunun ne kadar süreceğini Allahtan başka kim bilebilir ki? Kendimiz bile bilemeyiz...
Acı sürecini ne güzel ifade etmişin Ceren. Aslında benim sürecim şöyle oldu; efendi gibi acımı çekiyordum, sonra bir ara boşbulundum depresyona dönüştü. Sonra dedim acını çekeceksen çek depresyonda neyin nesi. Hani Vizontele de vardı ya: "Baba aküyü çalmışlar. Kaputu açmışlar aküyü çalmışlar. Madem kaputu açtınız aküyü niye çaldınız" diye, tıpkı onun gibi :)) Kaputun açılmasında sorun yok ama aküyü çaldırmamak gerekiyor :)))
SilBir de bu konularda ben senin gibi uzman değilim. Kendi deneyimlerim, gözlemlerim, az buçuk okuduklarımla psikoloji hakkında konuşuyorum, hadsizlik yapmak istemem. affola.
Ne demek. Bazen insan dışarıdan daha doğrusunu görüyor..
Silİnsanız. Tüm duyguları yaşayabilmek ama ölçüsünü ve yerini tutturabilmek istiyoruz ama her istediğimiz olmayabiliyor bu hayatta.. Depresyon genelde üzültüden çok bir felç olma, kıpırdayamama hali aslında. Yani o duyguda süreklilik hali fena, yoksa in çık, hayat işte….
Umarım ferahlamışsınızdır….
Çok şükür şimdi daha iyiyim. Kıpırdayabiliyorum. Böyle iyi.
SilKıpırdayabiliyorsanız kırık değil, kırık olsa duramazdınız.Geçmiş olsun.
Sildi mi. incinmiştir sadece :)))
SilTabi tabi fazlası olmamıştır.Okumuş bir insanım sonıçta "incinmiş kafi" olur.
YanıtlaSilÖneriniz de var mı?
SilSalıncaklardan uzak durun mümkün mertebe
YanıtlaSil:))))
Sil