2 Temmuz 2026 Perşembe

73. Yüreğimin ta içinde bir şey var ki anlatılmaz

* Evvelki gün şehir dışından misafirim geldi. Isparta'da tanışmıştık. Bankadan müşterimdi. Oteline uyumak için gittiği saatler hariç, neredeyse 24 saat boyunca beraberdik. Belarus'tan getirdiği bir inşaat malzemesini satabileceği firmalarla tanışmak için geldi. Gelmeden önce aramıştı. Potansiyel firmalarla beni tanıştırabilir misin? diye. Bu tür konularda ticari kaygılar gütmeden elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışırım. Ona da etmeye çalıştım. Gezdirdim, tanıştırdım, yedik içtik, yolcu ettim. 

Akşam yemek yerken anlattı, ben unutmuştum. Dedi ki "Abi hatırlıyor musun bana ilk çek karnesini ve pos makinesini sen vermiştin? Hiçbir banka vermemişti. Babam iflas etmişti, beş paramız yoktu ve yeni evlenmiş, eşimle yeni iş kurmuştum. Daha sonradan işlerimiz gelişti, çok bankalardan gelen oldu ama eşim asla başka banka çeki, posu kullanmadı. Asla başka bankayla çalışmadı. Yıllardır bizim evde senden bahsedilir"

Şaşırdım. "Hiç mi?" dedim, "Hiç. 1 tane bile" dedi.

Daha sonra, onun potansiyel müşterisi olabilecek bir arkadaşımı da yemeğe davet ettim, tanıştırdım. O da bana, ilk tanıştığımız günlerden bahsetti. O iflas etmiş sayılırdı ve ben de işten atılmıştım. Onun işleri için bildiklerimle ne yapabilirim diye düşünüp, bir süre gönüllü finansal danışmanlık yapmıştım. Hatta geçen gün paylaştığım, masabaşında oturuken, elimde sigara olan fotoğrafım da o günlerden. Sonra işleri düzeldi. Çok başarılı oldu. Yemeğe de kocaman bir Mercedes'le geldi. 

"O zamanlar ne kadar muhabbetli günlerdi. Gece gündüz ayrılmıyorduk. Çok abartmışız, biraz dengeli olmak gerek" dedi.

Birbirlerinin işini anladılar ve bir deneme ürününde mutabık kaldılar. Sevindim. 

* Senegal'in elenmesine gerçekten çok üzüldüm. 

* Biraz blogları okudum. Post yaptım.

* 11 gibi babam aradı. "Aşağı inebilir misin, aşure getiriyorum" dedi. İndim, aldım. Eve çıkınca olduğu gibi çöpe attım. Yemem. 

* Şehir dışından seyidim aradı. Bana bal gönderen seyidim. "Gönlüme düştün. Nasılsın?" dedi. "Çok şükür iyiyim, bildiğiniz gibi, aynı. Siz nasılsınız?" dedim. "Çok şükür biz de iyiyiz. Bize dua et" dedi. "Büyüklerin duası olsun. Siz de bize dua edin. Ellerinizden öperim" dedim. Kapattık. 

* Saat 15:00 henüz bir şey yemedim. Acıktım ama hiç ekmek kalmamış. Gitmeye üşendim. Baktım bisküvi, atıştırmalık vs de kalmamış. Körili noodle buldum. En küçük kızım sever diye almıştım. Onu yapıp yedim. Suyunu da Japonlar gibi kafama dikip içtim.

Nilüfer - Bir şey var ki ...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Meyva vermeyen bir ağaç kadar Faydasız olsun bu yazdıklarım. Dallarına meyvasına tamah edip Kimse taşa tutmasın. Bu yazdıklarım çok budaklı, çok bükümlü Bir ağaç kadar faydasız olsun. O zaman marangozlar Kesip biçmeye değer bulmazlar böyle bir ağacı. Dokusu gevşek, gözenekleri geniş, reçinesiz Bir ağaç kadar faydasız olsun bu yazdıklarım. Kökü toprakta, Başı gökyüzüne dönük. Belki kimse bahçesine dikmez, Şehrin bulvarlarına da sokmazlar onu. Ama Uzak, kıraç bir ıssızlıkta Bunalmış bir yolcu Dibinde oturacağı, Sırtını dayayacağı bir ağaç buldu diye Ferahlarsa Bu yeter... Chuang Tzu