Tarz, her şeye cevaptır.
Sıkıcı veya tehlikeli bir şeye yaklaşmanın
yeni bir yoludur.
Sıkıcı bir şeyi tarzla yapmak,
tehlikeli bir şeyi tarzsız yapmaya yeğdir.
Tehlikeli bir şeyi tarzla yapmaya ise
sanat derim ben.
Boğa güreşi sanat olabilir.
Boks yapmak sanat olabilir.
Sevmek sanat olabilir.
Bir kutu sardalya açmak sanat olabilir.
Çoğunun bir tarzı yoktur.
Çoğu tarzını koruyamaz.
İnsanlardan daha tarz sahibi
köpekler gördüm.
Ki köpeklerin pek bir tarzı yoktur.
Kediler bolca tarz sahibidir.
Pompalı tüfekle beynini
bir duvara yapıştırdığında Hemingway
İşte bu bir tarzdı.
Ya da bazen insanlar
size tarz kazandırır.
Jeanne d'Arc, tarz sahibiydi.
Yahya. İsa. Sokrates. Sezar. Garcia Lorca.
Hapiste tarz sahibi insanlarla tanıştım.
Hapisteyken, dışarıdakinden daha fazla
tarz sahibi insanla tanıştım.
Tarz, farktır.
Bir şeyi yapmanın bir yolu,
bir şeyin yapılmasının bir yoludur.
Altı balıkçılın sessiz sedasız
su dolu bir havuzda durması
Ya da senin, çıplak, beni görmeksizin
banyodan çıkıp gitmendir.
![]() |
| 📷Thomas Hoepker, 1978, Los Angeles |
“Üslup ruhun, kalbin, zihnin öyle aynası ki üslubunu sevmediği insanı da sevemiyor insan. Üslup her şeyi sızdırıyor. Bilgeliği, iyiliği, riyayı, sahteliği, kibri, kötülüğü, art niyeti, sevgiyi her şeyi. İnsan birini sevmeye üslubundan başlıyor.” diye; o kadar haklı ki.
Ama benim bu konuda ilave söylemek istediklerim var.
Mesela bazen de; insanın tarzı değişiyor. İyi veya kötü hemhal olduğu insana benziyor. En çok da uzun süreli dostluklarda ve evliliklerde görüyorum bunu. Bir yerden sonra "aynı" oluyorlar. Üzüm üzüme baka baka kararıyor.
İlginç olan, -çok çok nadir durumlar dışında- iyi olan her zaman kötü olana benziyor. Çünkü "kötü" daha pragmatist, daha dünyevi, daha normatif, daha yapılandırılmış. Dolayısıyla daha güçlü, daha sözü geçen.
Kalpler de "Bileşik Kaplar Yasası" na göre çalışıyor. Bir kalpteki "güçlü kötülük" , alttan bağlı olduğu diğer kalbin rengini de değiştiriyor. Gresham'ın dediği gibi her zaman, "kötü para iyi parayı kovuyor" Herkes bu değişime direnemiyor. İçindeki güzellik, o koyuluğu açmaya yetmiyor. Karşısındakinin rengine bürünüyor.
Yüz, kalbin suyundan içiyor, testinin içinde ne varsa dışına o sızıyor ve ortaya bir insanın "tarzı" çıkıyor. Bukowski'nin "Ya da bazen insanlar size tarz kazandırır" dediği oluyor.
Tarz konusundaki bir başka ilgimi çeken şey ise; ne kadar çirkin, yanlış, şerefsiz olsa da, insanlar "tarz sahibi" insanları seviyor. Bu yanlıştır, demiyor, diyemiyor. Bu da "Stockholm Sendromu" olsa gerek. İlginç.
Sanırım insanın fıtratında güce tapınma var, siz ona sadece "insan olmasının haysiyeti"nden dolayı değer verdiğinizde, götü başı oynuyor, yetmiyor bir de sizi küçük görüyor. Çünkü içten içe bu değere layık olmadığını en çok kendisi biliyor.
Bu tür durumlarda da Türkçemiz bize iki farklı küfür seçeneği sunuyor:
Ya o insanı hala muhatap kabul edip "Siktir git" demek,
Ya da muhatap kabul etmeyip, 3. tekil şahıs yerine koyarak, "Amını eşşek siksin" demek.
Tercih sizin.
Biraz küfürlü gibi oldu ama yapacak bir şey yok. Başka türlü nasıl anlatılır bilmiyorum. Belki de benim de tarzım budur.
Unutmadan;
Bir de iyiler, güzeller, faydalılar var. Sayıca az olsalar da, özgül ağırlıkları yüksek olanlar. Turgut Uyar'ın dediği gibi, ben de "savaşçılar adına ellerinden öperim" onların.
Sözün özü;
"Tarz, her şeye cevaptır."

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder