25 Mayıs 2026 Pazartesi

11. Gerçeklik gerçektir. Nokta.

 

Le Deuxième Acte - İkinci Perde (2024)

Film güzeldi. İzledikten sonra aklıma, geçen gün kaydettiğim, yine bir Fransız olan Brivael Le Pogam'ın tweeti geldi. Biraz uzun ama iyi ifade etmiş:  

Brivael Le Pogam

Fransızlar adına özür dilemek istiyorum; French Theory'yi (ve onun en berbat ideolojik ürünü olan wokizmi) dünyaya salıverdiğimiz için.

Dünyaya Descartes'ı, Pascal'ı, Tocqueville'i verdik. Sonra, 68 sonrasının entelektüel enkazında, Foucault'yu, Derrida'yı, Deleuze'ü verdik. Bugün Batı'yı felç eden ideolojik silahı, dilimizin zarafetiyle imal etmiş üç parlak adam.

Ne yaptıklarını anlamak gerekiyor:

  • Foucault, gerçeğin var olmadığını öğretti; yalnızca bilgi kılığına büründürülmüş iktidar ilişkilerinin var olduğunu. Bilimin, aklın, adaletin, tıp kurumunun, okulun, hapishane sisteminin, cinselliğin - her şeyin aslında bir tahakküm sahnelemesinden ibaret olduğunu. 
  • Derrida, metinlerin sabit bir anlamı olmadığını öğretti; her gösterenin kaydığını, her okumanın bir ihanet olduğunu, yazarın ölü, okurun ise hâkim olduğunu. 
  • Deleuze, ağacın yerine rizomun, yerleşiğin yerine göçebenin, yasanın yerine arzunun, varlığın yerine oluşun, kimliğin yerine farkın tercih edilmesi gerektiğini öğretti.

Tek tek ele alındığında bunlar tartışılabilir tezler. Ama bir araya gelip ihraç edilince, basitleştirince bir sistem oluştururlar. Ve bu sistem bir zehirdir.

İşte yaşananlar şu: Fransa'da kimsenin okumadığı bu metinler Atlantik'i geçti. Yale, Berkeley, Columbia'nın akademik bölümleri onları 1980'lerde sindirdi. Ve orada, bizde hiç var olmayan bir zemin buldular: Amerikan püritenliği, ırksal suçluluk duygusu, kimlik takıntısı. French Theory bu substratla birleşti; bu birleşmenin çocuğuna wokizm dendi.

Judith Butler Foucault'yu okuyup performatif cinsiyeti icat etti. Edward Said Foucault'yu okuyup akademik post-koloniyalizmi. Kimberlé Crenshaw aynı çerçeveden beslenerek kesişimselliği. Her adımda matris Fransızca'ydı: gerçek yoktur, yalnızca iktidar vardır; o hâlde her hiyerarşi şüphelidir, her kurum baskıcıdır, her norm şiddettir, her kimlik inşa edilmiştir ve dolayısıyla müzakereye açıktır, her çoğunluk suçludur.

İşte böyle oldu: Pratik sonuçlarını hiç hayal etmemiş olduklarını tahmin ettiğimiz üç Parisli filozof, bir nesil aktiviste, üniversite bürokratına, İK uzmanına, gazeteciye ve yasama yetkilisine bir işletim sistemi temin etmiş oldu. İşte bu şekilde, bir kadının kadın olup olmadığını, kendi tarihini savunmaya değer bulup bulmadığını, liyakatin var olup olmadığını, gerçeğin görüşten ayrışıp ayrışmadığını artık bilemeyen bir uygarlık elde edildi.

Neden berbat olduğunu sormak gerekirse, cevap basit ve sakin biçimde söylenebilir. Bir uygarlık üç sütun üzerinde ayakta durur:

  • Akıl yoluyla ulaşılabilir bir gerçeğin var olduğuna inanç, 
  • iyinin kötüden ayrı var olduğuna inanç 
  • ve aktarılması gereken bir mirasın var olduğuna inanç. 
French Theory bu üçünü de havaya uçurmaya girişti. Kötülük niyetiyle değil. Entelektüel oyun olsun diye, şüpheciliğe duyulan hayranlıkla, kendilerini besleyen burjuvaziye beslenen nefretle. Ama ortada sonuç var:

  • Bir nesil bütünüyle söküp atmayı öğrendi, inşa etmeyi hiç öğrenmedi. 
  • Bir nesil bütünüyle şüphe etmesini biliyor, hayranlık duymayı bilmiyor. 
  • Bir nesil her yerde iktidar görüyor, hiçbir yerde güzellik görmüyor.

Özür diliyorum; çünkü biz Fransızlar, özel bir sorumluluk taşıyoruz. Bu nihilizme şık bir ambalaj kazandıran bizim dilimiz, bizim üniversitelerimiz, bizim yayınevlerimiz, bizim itibarımız oldu. Sorbonne ve Vincennes'nin meşruiyeti olmadan bu fikirler hiçbir zaman okyanusu geçemezdi. Başkaları silah ihraç eder gibi biz şüpheyi ihraç ettik.

Şu an Silikon Vadisi'nde, yapay zekâ laboratuvarlarında, girişimlerde, atölyelerde - her şeyi söküp atmak yerine hâlâ bir şeyler inşa etmekte olan tüm yerlerde - kurulanlar işte bu soruya verilen yanıttır. 

Bir uygarlık, yorumcular değil inşacılar tarafından yeniden kurulur. Gerçeğin var olduğuna ve ona adanmaya değer olduğuna inananlar tarafından. Güzelin, doğrunun, iyinin hiyerarşisini üstlenen ve onu aktarmaktan utanmayanlar tarafından.

Özür dilerim. Ve şimdi işe koyulma zamanı. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder