16 Eylül 2026 Çarşamba

134. Klöb'den bir arkadaşla daha tanıştım

* Sıfırdan başlamak yaklaşık şöyle bir şey:

Hafta sonu haberlerde okudum diyordu ki "Pazartesi İstanbul'da sağanak yağış bekleniyor." Normal şartlar altında insanın çok da dikkatini çekmeyen bir haber. Ama benim gibi sıfırdan yeni bir hayata başladıysanız ilk aklınıza gelen şu oluyor: "Aaaa! Benim şemsiyem de, yok yağmurluğum da yok. İşe nasıl gideceğim?" Sonuçta bu bir taşınma hikayesi değil. Taşınmadım, Taşıyacak şey bırakmadım. Yağmurluğum dahil. Bu tam bir sıfırdan başlama hikayesi. Kimi zaman zor, kimi zaman heyecanlı, kimi zaman umutlu, kimi zaman endişeli, ama en nihayetinde gerçekten farklı bir deneyim oluyor benim için. Tam da şairin dediği gibi geçirmeye çalışıyorum bu süreci:

"üzerime yüreğimden başka muska takmadan"

* İş yerinde beni asiste edecek elamanı en nihayetinde buldum ve dün ilk çalışma günüydü. 34 yaşında, doğma büyüme Sarıyer'li bir hanımefendi. Oryantasyondu, görev tanımıydı, çalışma yöntemiydi, bir sürü şeyi tane tane anlattım. Sonra daha yakından tanımak için, merak edip sordum:

- Sevilmek mi? Anlaşılmak mı? Sence hangisi?

Güzel soru, dedi, birazcık düşündü öyle cevap verdi:

- Bence anlaşılmak, dedi. Çünkü insan sevebilir, sevilebilir de; ama bu anlaşılacağı anlamına gelmez. Ben anlaşılmayı tercih ederim, dedi. 

Böylece "Mutluluk Anlaşılmaktır Diyenler Klöbü"nden yeni bir arkadaşla daha tanışmış oldum. 

Meraklısına :


Ağlamadan
dillerim dolaşmadan
yumruğum çözülmeden gecenin karşısında
şafaktan utanmayıp utandırmadan aşkı
üzerime yüreğimden başka muska takmadan
konuşmak istiyorum.
Şehre neden
esmer ve dölek yüzümle döndüm dağlardan
kar vakti tarlaları kımıldatan soluğum
niyedir sarmalasın vites dişlilerini
defneler, nakışlar yok
alnımda neden.
Ağlamadan
etimin iğneli beşiklerde bıraktığı izlere aldırmadan
o mavi korularda ve dibektaşlarında
bırakıp sözlerimin kalıntılarını
açıkça konuşmak istiyorum.
Besbelli ki leşler koruyor şehrin bedenlerini
göğsünün kafesinde yalnızca pasak
biliyorsun
korkutulmuş bir kızın
yüreğinden fışkıran beyaz güvercinleri
sabahın köründe kalkan tirenlerdeki nefret
hergün aynı kalafat yerine çekilmenin nefreti
bunları
bütün bunları biliyorsun
dağlardan dönüyorsun o sağır yamaçlardan
çevik bacaklarını getiriyorsun, ne çiçek ne de ninni
boz şayaktan poturun dağlarda ne güzeldi
şehre varınca artık meşinler giymelisin
daha esmer
daha kankusturucu
sen o baygın sevgilerin adamı değilsin.
sana yaşamak düşer çarkların gövdesinde
bin demir kapıyla hesaplaşmaktan omzun çürümelidir
bin çeşit güneşle ovulmalıdır gaddar ellerin
yürü yangınların üstüne, kendi alevini de getir
çarpıntısız dakikası olur mu devrimcinin
ki
ölüm
her yerde uyanıktır
alestadır korkunun yardakçıları
tez kızaran güllerden kendini sakın
sevgiler ürkütsün seni, aşk ayrı-
Aşktır diye geri geldin o çekiç seslerine
bıraktın vazgeçilmez ırmakları
gönlüne kar yağdırıyorsa çocuk sesleri yetsin
dikkat et hiçbir şey ıslatmasın namluları.

(1970)

İsmet Özel

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Meyva vermeyen bir ağaç kadar Faydasız olsun bu yazdıklarım. Dallarına meyvasına tamah edip Kimse taşa tutmasın. Bu yazdıklarım çok budaklı, çok bükümlü Bir ağaç kadar faydasız olsun. O zaman marangozlar Kesip biçmeye değer bulmazlar böyle bir ağacı. Dokusu gevşek, gözenekleri geniş, reçinesiz Bir ağaç kadar faydasız olsun bu yazdıklarım. Kökü toprakta, Başı gökyüzüne dönük. Belki kimse bahçesine dikmez, Şehrin bulvarlarına da sokmazlar onu. Ama Uzak, kıraç bir ıssızlıkta Bunalmış bir yolcu Dibinde oturacağı, Sırtını dayayacağı bir ağaç buldu diye Ferahlarsa Bu yeter... Chuang Tzu