19 Eylül 2026 Cumartesi

136. Bir şiir, bir kısa film, bir yazışma

CENAZE BLUES

Tüm saatleri durdurun, telefonu kesin,
Köpeği havlatmayın arkasında sulu bir kemiğin,
Piyanoları susturun, ve çalarken boğuk sesli davullar
Tabutu çıkarın dışarı, gelsin yas tutanlar.

Uçaklara inleyerek daireler çizdirin göklerde
Yazarken bu haberi, "O öldü." diye,
Siyah fiyonklar takın beyaz boyunlarına güvercinlerin,
Trafik polislerine siyah eldivenler giydirin.

O benim Kuzey'imdi, Güney'imdi, Doğu'mdu ve Batı'mdı,
Çalışma haftam ve Pazar rahatımdı.
Öğlem, gece yarım, konuşmam, şarkım;
Sevgi sonsuza dek sanırdım, yanıldım.

Yıldızlar artık gereksiz, söndürün hepsini
Ay'ı paketleyin, parçalayın Güneş'i
Dökün okyanusu, süpürün ormanı
Artık hiçbir şey güzelleştiremez hayatı.

Wystan Hugh AUDEN
Çeviri: Hande TEKİN


Apocrypha (2009) hakkında bilgi

Apocrypha (Апокриф, 2009), Andrey Zvyagintsev’in 13 dakikalık kısa filmi. Senin sevdiğin Zvyagintsev filmleri açısından özellikle ilginç; çünkü küçük bir olaydan çok daha büyük bir görme, hatırlama ve kayıp meselesi kuruyor.

Temel bilgiler
Yönetmen / senarist: Andrey Zvyagintsev
Yıl: 2009
Süre: yaklaşık 13 dakika
Oyuncular: Carla Gugino, Goran Višnjić, Nicholas Purcell, Quentin Mare
Görüntü yönetmeni: Mikhail Krichman
Müzik: Andrey Dergachev
Tür: Dram / kısa film

Filmin ilginç bir geçmişi var: Aslında New York, I Love You antolojisinin parçalarından biri olarak çekilmişti. Ancak filmin son kurgusundan çıkarıldı; daha sonra DVD'de bonus içerik olarak yayımlandı. İlk Toronto gösteriminde antolojide yer alan 14 kısa bölümden biriydi.

Hikâye

Genç bir çocuk babasının kamerasını alır. Manhattan'ı, gökdelenleri ve çevresini çekmeye başlar. Fakat kamera, çocuğun asıl görmek için çıktığı şeyden başka bir şeyi kaydeder: bir ilişkinin son anlarından birini.

Yani çocuk kamerayı dünyayı görüntülemek için kullanırken, kamera ona istemeden bir insan ilişkisinin mahremiyetini gösterir. Filmin temel ironisi burada.

Ve Zvyagintsev'in sinemasında çok önemli olan bir şey devreye giriyor:

Görüntü ile gerçek aynı şey değildir.

Çocuk gördüğünü kaydeder. Ama kaydettiği şeyin anlamını ne kadar anlayabilir?

“Apocrypha” adı neden önemli?

Apocrypha kelimesi kabaca “gizli, saklı, kanonik olmayan” metinler anlamına gelir. Bu isim filme çok yakışıyor.

Çünkü film sanki bize şunu söylüyor:

Bir hayatın asıl hikâyesi, herkesin gördüğü yerde değil; kameranın tesadüfen yakaladığı yerde saklı olabilir.

Çocuğun kamerası bir çeşit tanık hâline geliyor. Fakat tanık olmak ile anlamak arasında büyük bir mesafe var.

Bu açıdan film, senin az önce konuştuğumuz “görmek” meselesiyle de doğrudan kesişiyor.

Zvyagintsev burada ne yapıyor?

Bence filmin en ilginç tarafı, olayın kendisinden çok kameranın konumuyla ilgilenmesi.

Çocuk bakıyor.
Kamera kaydediyor.
Çift yaşıyor.
Seyirci görüyor.

Ama bunların hiçbiri aynı şey değil.

Görmek ≠ anlamak.

Bir insanın yüzündeki ifadeyi görebilirsin ama onun neden öyle baktığını bilemeyebilirsin. Bir ayrılığa tanık olabilirsin ama o ayrılığın yıllardır birikmiş nedenlerini göremezsin.

Bu nedenle Apocrypha, yalnızca “bir çiftin ayrılığını gören çocuk” hikâyesi değil; başkasının hayatına bakmanın sınırları üzerine bir film olarak da okunabilir.

Görüntü yönetimi

Burada Mikhail Krichman'ın katkısı özellikle önemli. Zvyagintsev ile Krichman'ın birlikte kurduğu görsel dünya, daha sonra Elena, Leviathan ve Loveless gibi filmlerde çok daha büyük ölçeğe taşınacak olan yaklaşımın küçük bir laboratuvarı gibi düşünülebilir.

Filmde New York'un devasa mimarisi ile insanların küçük, kırılgan ilişkisi arasında bir ölçek karşıtlığı oluşuyor.

Gökdelenler büyük. İnsanların yaşadığı dram küçük.

Ama kamera tersini söylüyor:

Gökdelenler görüntünün büyük bölümünü kaplasa da, insanın yaşadığı birkaç dakikalık acı bütün o şehirden daha ağır olabilir.

Bu da Zvyagintsev'in sevdiği bir karşıtlık: dışarıdaki dünya genişledikçe insanın iç dünyasının küçülmemesi.

Ve bence filmin en güzel tarafı

Apocrypha çok kısa olduğu için açıklamaya fazla zaman ayırmıyor. Sana “şimdi bunun anlamı budur” demiyor.

Bir çocuk kamerayı kaldırıyor.

Bir şehir görüntüsü bekliyorsun.

Sonra başka bir şey görüyorsun.

Ve film bitiyor.

Geriye şu soru kalıyor:

Bir şeyi görmek için kamerayı mı kaldırıyoruz, yoksa bazen kamera bize görmek istemediğimiz şeyi mi gösteriyor?

Bu bakımdan Apocrypha, Zvyagintsev'in uzun metrajlarının küçük bir “çekirdek hâli” gibi. Özellikle The Return, The Banishment, Elena, Leviathan ve Loveless çizgisini seviyorsan, 13 dakikalık olmasına rağmen yönetmenin sinemasındaki görme–gizli gerçek–ilişki–kayıp damarını yakalamak açısından değerli.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Meyva vermeyen bir ağaç kadar Faydasız olsun bu yazdıklarım. Dallarına meyvasına tamah edip Kimse taşa tutmasın. Bu yazdıklarım çok budaklı, çok bükümlü Bir ağaç kadar faydasız olsun. O zaman marangozlar Kesip biçmeye değer bulmazlar böyle bir ağacı. Dokusu gevşek, gözenekleri geniş, reçinesiz Bir ağaç kadar faydasız olsun bu yazdıklarım. Kökü toprakta, Başı gökyüzüne dönük. Belki kimse bahçesine dikmez, Şehrin bulvarlarına da sokmazlar onu. Ama Uzak, kıraç bir ıssızlıkta Bunalmış bir yolcu Dibinde oturacağı, Sırtını dayayacağı bir ağaç buldu diye Ferahlarsa Bu yeter... Chuang Tzu