Bu aralar neşeleneyim diye yönetmen Quentin Dupieux'nün bulabildiğim tüm filmlerini izliyorum.
Quentin Dupieux, sinema dünyasının en nevi şahsına münhasır, absürt ve kural tanımaz yönetmenlerinden biri. 1974 doğumlu. Filmlerinin senaryosunu kendi yazıyor, kendi yönetiyor, kendi kurguluyor. Birçoğunun görüntü yönetmenliğini ve müziklerini de kendisi yapıyor. Tam bir "bağımsız auteur" ve tam bir "Gerçeküstücü"
Zaman, mekan hak getire. Rüya görür gibi film izliyorsunuz. Şaşırtıyor, rahatsız ediyor ve film bitince "Ben ne izledim?" diye kalakalıyorsunuz.
Hani bir politikacı "Hiçbir şey olmasa bile kesinlikle bir şeyler oldu" demişti ya, işte tam onun gibi.
Ve bence en önemlisi; film bitince "nedensizce" kendinizi mutlu hissediyorsunuz.
Teğmen Chad : Steven Spielberg’in "E.T." filminde uzaylı neden kahverengidir? Hiçbir nedeni yok! "Love Story"de bu iki karakter neden birbirine deliler gibi aşık olur? Hiçbir nedeni yok! Oliver Stone’un "JFK" filminde Başkan neden aniden bir yabancı tarafından suikaste kurban gider? Hiçbir nedeni yok! Tobe Hooper’ın o mükemmel "Teksas Katliamı" filminde, karakterlerin gerçek hayattaki insanlar gibi tuvalete gittiğini veya ellerini yıkadığını neden hiç görmeyiz? Kesinlikle hiçbir nedeni yok! Dahası, Polanski’nin "Piyanist" filminde, bu adam piyanoyu bu kadar harika çalarken neden saklanmak ve bir serseri gibi yaşamak zorundadır? Cevap bir kez daha: Hiçbir nedeni yok! Daha saatlerce örnekler verebilirim. Liste sonsuz. Muhtemelen daha önce hiç düşünmediniz ama istisnasız tüm harika filmler, çok önemli bir "nedensizlik" unsuru barındırır. Peki nedenini biliyor musunuz? Çünkü hayatın kendisi de nedensizliklerle doludur. Etrafımızı saran havayı neden göremiyoruz? Hiçbir nedeni yok! Neden sürekli düşünüp duruyoruz? Hiçbir nedeni yok! Neden bazı insanlar sosise bayılırken diğerleri sosisten nefret eder? Hiçbir sikim nedeni yok!
Polis Xavier: [Kornaya basar] Hadi ama! O saçmalığı açıklayarak vaktini boşa harcama. Gidelim!
Teğmen Chad: Sadece bir dakika. İzin ver bitireyim.
[Tekrar izleyicilere döner]
Teğmen Chad: Hanımefendiler, beyefendiler; bugün izlemek üzere olduğunuz film, tarzın en güçlü unsuru olan "nedensizliğe" bir saygı duruşudur.
[Polis arabasının bagajına geri binmeden önce elindeki bardakta duran suyu yere döker]
Edit:
Tam bunları yazmışken A. aradı. "Çay içmeye gidiyorum, hadi gel" dedi. Tekrar ve tekrar, nezaketle "Seni seviyorum. Seni anlıyorum. Birbirimize kendimizi anlatacak halimiz yok. Sadece bu bayramı evde geçirmek istiyorum. Bayram bitene kadar da çıkmak istemiyorum" dedim. "Bana soruyor "Lütfen bana bunun dünyana ve ahiretine ne faydası var izah eder misin?" diyor. "Bu bayram böyle. Bir nedeni yok." dedim.
:)) komik. ama yanlış bilgi. çok benziyorlar. postacı, ingiliz bir komedyen. joe wilkinson. diğeri yani dupieux, fransız bir yönetmen. hep karıştırılıyor. hatta sinema dünyasında bununla ilgili baya bir espri var. dupieux yeni bir film yapınca "wilkinson yeni bir film yapmış" diyorlar. wilkinson'ın da espri var: "fransaya gittim beni zorla kameranın önüne geçirip, konuşturdular" diye. en komiği de şu:
https://ibb.co/99sWkzCC
rica: adsız yerine isim olmasa da en azından bir rumuz kullanırsanız mutlu olurum :)
Meyva vermeyen bir ağaç kadar
Faydasız olsun bu yazdıklarım.
Dallarına meyvasına tamah edip
Kimse taşa tutmasın.
Bu yazdıklarım çok budaklı, çok bükümlü
Bir ağaç kadar faydasız olsun.
O zaman marangozlar
Kesip biçmeye değer bulmazlar böyle bir ağacı.
Dokusu gevşek, gözenekleri geniş, reçinesiz
Bir ağaç kadar faydasız olsun bu yazdıklarım.
Kökü toprakta,
Başı gökyüzüne dönük.
Belki kimse bahçesine dikmez,
Şehrin bulvarlarına da sokmazlar onu.
Ama
Uzak, kıraç bir ıssızlıkta
Bunalmış bir yolcu
Dibinde oturacağı,
Sırtını dayayacağı bir ağaç buldu diye
Ferahlarsa
Bu yeter...
Chuang Tzu
Bu adamı bir filmden hatırlıyorum ama hangisi?
YanıtlaSilHatırladım, after life' taki postacı
YanıtlaSil:)) komik. ama yanlış bilgi. çok benziyorlar. postacı, ingiliz bir komedyen. joe wilkinson. diğeri yani dupieux, fransız bir yönetmen. hep karıştırılıyor. hatta sinema dünyasında bununla ilgili baya bir espri var. dupieux yeni bir film yapınca "wilkinson yeni bir film yapmış" diyorlar. wilkinson'ın da espri var: "fransaya gittim beni zorla kameranın önüne geçirip, konuşturdular" diye. en komiği de şu:
Silhttps://ibb.co/99sWkzCC
rica: adsız yerine isim olmasa da en azından bir rumuz kullanırsanız mutlu olurum :)
Daha komiği şu bu postacılara benzeyen bir postacı yeni ofiste bize hizmet veriyor.
YanıtlaSilAyrıca tabiki onun o yönetmen olmadığını biliyorum.maksat çokoniklik
YanıtlaSil:) ilahi atlı bey
Sil