Annesiyle annem çocukluklarında bile en yakın arkadaştılar. Annem ölene kadar da devam etti arkadaşlıkları. Onunla ben ise, bebekliğimizi bile beraber geçirdik. İlkokulda, ortaokulda, lisede aynı sınıftaydık.
Uzun yıllardır görüşmüyorduk. Bugün işim erken bitince aradım. Akşamüstü müsaitim görüşelim, dedi. Arabam olmadığı için geldi aldı, sahile götürdü. Önce biraz tedirginlik olmadı değil ama sonra konuştukça kahkahalar patladı. Bisiklete binmeyi unutmamak gibi bir şey beraber kahkaha atabilmek. Hatırladım.
Daha çok o konuştu, ben dinledim. Anlattığı anıların çoğu bende yok. Ama merak ettim, "en eskisi hangisi" diye sordum, anlattı.
"En eskisi, 3 yaşındaydım. Mavi bir kazak vardı. Annelerimiz ikimize de aynı kazaktan almışlar. Sen "bu benim" diyordun, ben de "hayır bu benim" diyordum. Sizin evin merdivenlerinde kazağı çekiştiriyorduk ve sen bıraksan ben merdivenden yuvarlanacaktım. Sonra annen senin kazağını getirdi de, bıraktın. Ne inatçıydın, ne umursamazdın. Hayatımda senden daha çok kimseye gıcık olmadım ben. İçine ettin çocukluğumun" dedi. Gülüştük.
Sonra bir sessizlik oldu, tatlı bir meltem esti.
"Kaç defa gelmişimdir Bostancı sahile hatırlamıyorum. Ama ilk defa ne hissettim biliyor musun? Kendimi evimde hissettim. İnsanın bir bankta otururken kendini evinde hissetmesi ne garip" dedi. Hüzünlendik.
Eve bırakırken "dur sana güzel bir şarkı açayım" dedi. Açtı, dinledik.
Güzelmiş, dedim.
:) Çok güzel, çok gerçek ve sade..
YanıtlaSilBenzer bir şeyi ben de yaşadım, on aydır görüşmüyorduk en yakın arkadaşımla, biraz tedirginlik olmadı değil gerçekten de ama sonrası, aynı ya.... İyi ki varlar...
Haklısın, çok güzel, çok gerçek, çok sade. Ama bir şey daha var çok da komik.
SilMesela bana bir şeyler anlattı, işte şunları yaşadım da şöyle oldum, böyle oldum diye. Dedim, saçmalama, sen o hikayeleri başkalarına anlat. Ben senin cemaziyelevvelini bilirim. Hep aynıydın. Bana yediremezsin :)))