19 Eylül 2026 Cumartesi

137. Kısa kısa

* 19 Eylül, Kahvaltı

 


* İşyerindeki çaycı hanım, "Dışarıdan sert görünüyorsunuz, ama konuşunca öyle değil" dedi. Çok şaşırdım. Daha önce kimse bana böyle dememişti. Ben kendimi dışarıdan da yumuşak huylu görünüyor sanıyordum. İşyerinden başka birisine daha sordum, sence de öyle mi? diye, o da "evet öyle" dedi. Bir kez daha şaşırdım. 

Belki de Rilke haklıydı. "..ancak hücrelerimizde yerleştikleri, bakış ve hareketlerimizde okundukları, isimsizleştikleri ve artık bizden ayırdedilemedikleri zaman.. " demişti ya, onun gibi bir şey belki de. 

* "Ah, gençken yazılan mısraların kıymeti zaten nedir ki. Beklemeliydi ve mümkünse bir ömür boyu, manâ ve lezzet toplamalıydı, ve sonra, tamamen sonunda belki iyi on mısra yazabilirdi. Çünkü mısralar, insanların dedikleri gibi hisler değil (his pek erken başlar) tecrübelerdir. Bir mısra için insan, bir çok şehirler görmelidir, insanlar ve eşyalar görmelidir, hayvanlar tanınmalıdır, kuşların nasıl uçtuğunu hissetmelidir, küçük çiçeklerin sabahları hangi kımıldanışlarla açtığını bilmelidir. İnsan, meçhul semtlerdeki yolları, beklenmedik tesadüfleri ve uzun zamandır gelmekte olduğu görülen vedaları düşünebilmelidir, hâlâ anlaşılmamış çocukluk günlerini; bizi sevindireceğini sanarak hazırladıkları (ama ancak bir başkasını sevindirebilecek) bir sürpriz yüzünden, anlamayıp incittiğimiz anne ve babayı, o kadar çok, derin ve müphem değişmelerle, acayip ve tuhaf başlıyan çocukluk hastalıklarını; sessiz, kapanık odalarda geçen günleri ve deniz kıyısındaki sabahları; denizi; denizleri; üstümüzden esen ve bütün yıldızlarla uçan yolculuk gecelerini düşünebilmelidir, bütün bunların hepsini düşünebilmek de yetmez. İnsanın, birbirinden farklı birçok sevda gecelerine ait hâtıraları olmalıdır. Ama, hem de, can çekişen kimselerin yanında oturmuş bulunmalıdır; kesik kesik gürültü duyulan, penceresi açık odada ölülerle durmuş olmalıdır. Ve insanların hatıraları olması da kâfi gelmez. Hâtıralar çoksa onları unutabilmelidir, ve insanın, hâtıralar gelecek diye büyük bir sabrı olmalıdır. Çünkü hâtıralar da henüz o değildir. Hâtıralar ancak hücrelerimizde yerleştikleri, bakış ve hareketlerimizde okundukları, isimsizleştikleri ve artık bizden ayırdedilemedikleri zaman, işte o vakit, çok nadir bir saatte, bir mısranın ilk kelimesi, hâtıraların ortasından ve hâtıralardan tecelli eder." 

* Biraz güneşe, biraz gün ışığına ihtiyacım var. Bu yüzden ara sıra, oraya buraya gezmeye gidiyorum. Zihnime ve kalbime "yaşam"ın nasıl bir şey olduğunu hatırlatmaya çalışıyorum. Ortalama bir insanın heyecanlarını, sevinçlerini, amaçlarını, günlük yaşantısını hatırlatıyorum kendime. Bazen öyle basit şeyler karşısında; "Aaaa, evet böyleydi" diyorum ki, kendime şaşırıyorum. Ve evet anladın, aslında taklit ederek, canlanmaya çalışıyorum. 

Bu da 15 yıl öncesinden şarkısı :

* Biraz önce eski çoraplarımı attım, müthiş rahatladım ve koşa koşa buraya yazmaya geldim. İnsanın sadece hayatına yeni şeyler katması yetmiyor, çıkarması gerekenleri de ihmal etmemesi gerekiyormuş, demek ki, dedim. 

* Aslında tüm bu olanlar, biraz da her şeyin zamanla dengeye oturması, suyun akıp yatağını bulması, sadece akışta kalmasını bilmesi, anın yaşanması. 

* Eleman'la aynı odada çalışıyoruz. Hatta karşılıklı olarak aynı toplantı masasında çalışıyoruz. "Sen maruz kalacaksın, dolayısıyla bana bir parfüm öner" dedim. O da benden hafta sonu için bir film önerisi istedi. Şunlar önerildi. 



* Biraz yenildik.

2 yorum:

  1. Kaş arasına botoks :))) Ben doğalcıyım ama çevremdeki tüm sert görünenler bu formüle imza attı bile..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :))) ya ben hiç öyle bakmamıştım olaya. çok güldüm :)))

      Sil

Meyva vermeyen bir ağaç kadar Faydasız olsun bu yazdıklarım. Dallarına meyvasına tamah edip Kimse taşa tutmasın. Bu yazdıklarım çok budaklı, çok bükümlü Bir ağaç kadar faydasız olsun. O zaman marangozlar Kesip biçmeye değer bulmazlar böyle bir ağacı. Dokusu gevşek, gözenekleri geniş, reçinesiz Bir ağaç kadar faydasız olsun bu yazdıklarım. Kökü toprakta, Başı gökyüzüne dönük. Belki kimse bahçesine dikmez, Şehrin bulvarlarına da sokmazlar onu. Ama Uzak, kıraç bir ıssızlıkta Bunalmış bir yolcu Dibinde oturacağı, Sırtını dayayacağı bir ağaç buldu diye Ferahlarsa Bu yeter... Chuang Tzu