22 Haziran 2026 Pazartesi

53. Rilke, Faulkner, Kundera, Tanpınar ve daha fazlası

Gabrielle Duplantier - Wild Rose


"Ona, beni sevmemesini tercih edeceğimi söyledim. Sevecek olsa bile, bunun kadınlara duyulan o genel, sıradan arzuyla aynı olmasını istiyordum. Bana bakarken gözlerinde beliren o karanlığın, o tekinsiz sessizliğin beni ürküttüğünü gizlemedim. Tenin tenle konuşmaya başladığı o an, zihnimizin inşa ettiği tüm o ahlaki kalıplar, o aristokratik kibir ve nizam saat saat eriyip gidiyor. İnsan bedenen bir başkasının ülkesine iltica ettiğinde, geri döneceği hiçbir evi kalmıyor. Ve en korkuncu da, bu mutlak teslimiyetin içindeyken bile insanın hissettiği o galaksiler arası yalnızlık."

"Sevgilinin tenine dokunmak, onunla birlikte olmak değildir. Onun teninin altındaki o sonsuzluğa, o bilinmezliğe dokunmaktır. Ve işte o an, iki yalnızlık birbirini tanır ve bir anlığına da olsa, aynı kaderi paylaşır."

"Erotik bir oyunda en cüretkar an, bedenlerin çıplaklığı değil, zihnin gardını tamamen düşürdüğü o ilk saniyedir. İnsanlar kendilerini korumak için sert kurallar, ironik kalkanlar ve mesafeli kelimeler icat ederler; ta ki o yüksek voltajlı zeka karşılarına çıkıp tüm bu yapay nizamı tek bir dokunuşla unutturana kadar. Arzunun en tehlikeli fantezisi, kendi ördüğün o gururlu duvarların altında ezilmek, kontrolü bile isteye ve çaresizce o dominant iradeye teslim etmektir. Çünkü ten, zihnin yalanlarını asla taşıyamaz; eylem bittiğinde geriye sadece o sarsıcı çıplaklık kalır."

"Hiçbir rüya sadece bir rüya değildir. Gündüzleri takındığımız o saygın eş, o nizam kurucu anne, o toplumsal maskeli insan rolleri; geceleri amigdalanın o karanlık odalarında tamamen un ufak olur. İçimizde sakladığımız, kendimize bile itiraf etmekten ürktüğümüz o tensel girdaplar, bir başkasının zihninde deşifre edildiği an acute (akut) bir panik başlatır. İnsan yakalanmaktan korkar, çünkü o yasak arzunun onu tamamen ele geçireceğini ve o konforlu, sıradan hayatını darmadağın edeceğini çok iyi bilir. Ama o eşikten bir kez bakılmıştır ve ruh artık o klostrofobik, o gizli odanın kokusunu almıştır."

"Birbirlerine ilk dokunduklarında, sanki daha önce hiç dokunmamışlar gibiydi. Ama aynı zamanda, sanki o dokunuşu binlerce yıldır bekliyorlardı. Çünkü bazı tenler, birbirini tanımak için yaratılmıştır."

"Bir insanın ruhuna, onun teninden daha yakın olabilirsin. Ama o ten, o ruhun en son, en gizli ve en vazgeçilmez sığınağıdır. O sığınağa girmek, tüm zamanların ve tüm suskunlukların ötesinde bir anlaşmadır."

"Bir kadının bedenine dokunmak, onun ruhuna dokunmaktan daha kolaydır. Ama asıl mesele, o ruha, o bedenin içinden geçerek ulaşabilmektir. Çünkü gerçek yakınlık, tenin ötesinde başlar."

"Sevişme eylemi, iki bedenin birleşmesinden çok, iki yalnızlığın bir anlığına birbirine dokunmasıdır. O an, ne kadar yakın olurlarsa olsunlar, aralarındaki mesafeyi, o aşılmaz boşluğu hissederler. Ve işte o boşluk, aşkın en derin, en gizemli yeridir."

"Bedenlerimiz birbirine değdiğinde, aslında sadece ten değil, geçmişimiz, yaralarımız ve suskunluklarımız da birbirine dokunur. O an, ne kadar kısa olursa olsun, bir ömür boyu süren bir tanışmadır."

2 yorum:

Meyva vermeyen bir ağaç kadar Faydasız olsun bu yazdıklarım. Dallarına meyvasına tamah edip Kimse taşa tutmasın. Bu yazdıklarım çok budaklı, çok bükümlü Bir ağaç kadar faydasız olsun. O zaman marangozlar Kesip biçmeye değer bulmazlar böyle bir ağacı. Dokusu gevşek, gözenekleri geniş, reçinesiz Bir ağaç kadar faydasız olsun bu yazdıklarım. Kökü toprakta, Başı gökyüzüne dönük. Belki kimse bahçesine dikmez, Şehrin bulvarlarına da sokmazlar onu. Ama Uzak, kıraç bir ıssızlıkta Bunalmış bir yolcu Dibinde oturacağı, Sırtını dayayacağı bir ağaç buldu diye Ferahlarsa Bu yeter... Chuang Tzu