* Açık ara en sevdiğim tatlı aşure'dir. Bayaa bir açık ara ama. Öyle böyle değil. Malum hicri Muharrem ayına girdik ve Aşure Günü yaklaşıyor diye heyecanlanıyorum. Aşure sevgimi siz anlayın. Sebebini de bilmiyorum. Rahmetli annem aşure yaptığında, kaseyle değil de tencereyle içerdim. Bulsam hala tencereyle içerim. Annem deyince aklıma geldi, dün annemle ilgili hiç tanımadığım bir adamdan bir şey öğrendim. Dinleyince, dedim ben bu kadınla yarışamam. Adam taziyeye gelmiş. Sormuş beni öğrenmiş. Kalktı yanıma geldi, elimi tuttu. Dedi, "Ben senin annenin ve babanın hacı arkadaşıyım. Orada beraberdik. Ben ömrümde annen gibi cömert bir kadın görmedim. Hem Mekke'de, hem Medine'de 40 gün boyunca fakirlere sofra kurdu. İkram değil, sofra kurdu. Biliyorsun tekerlekli sandalyedeydi, yürüyemiyordu. Ben ekmekleri alıp getiriyordum." Şok oldum duyunca. Çünkü hiç söylemedi bana. Sen parayı nasıl gizli gizli biriktirdin, nasıl planladın, nasıl kimseye söylemedin, hiç haberim yok. Kaldı ki en yakın sırdaşı bendim.
* Aşure diyordum, en sevdiğim tatlı diyordum. Karpuz da en sevdiğim meyvedir mesela. Oturduğumda karpuzun yarısını yemem lazım ki, karpuz yediğimi anlayabileyim. Doymak demiyorum bakın, karpuz yedim diyebileyim. Karpuz düşkünlüğümün sebebini buldum. Bu konuda anneanneme çekmişim. O da sofraya karpuz kestiğinde, kendisi için ayrıca bir karpuz kesermiş. "Yavrum ben karpuzu çok seviyorum. Sizin yediğinizden hak geçmesin diye kendime ayrı kesiyorum" dermiş. Bunların alayı garip, alayı ayrıksı. (Bakınız: Yalnızlar, Münzeviler, Garipler üzerine makale linki... )
* Teklif dergisini ve anneannemi ayrı bir başlıkta yazabilirim inşallah. Bu postun konusu aşure ve Muharrem.
* Muharrem Abi vardı mesela, Ankara'da öğrenci evimizin kapı komşusu. Aynı katta kapılarımız karşı karşıyaydı. Bir akşam kapı çalınıyor, gittim açtım yönetici denen adam. Burnundan soluyor. "Siz bu evde kaç kişi kalıyorsunuz? Giren çıkan belli değil. Kızların haddi hesabı yok" diye bodoslama daldı abi. Benim de o an alttan almak gelmedi aklıma, düşünemedim, "Sana ne lan dingil" diye adamı ikna etmeye çalışıyorum. Sesimiz hafif yükselmiş, Muharrem Abi kapıya çıktı. Muharrem Abi de öyle beyefendi, öyle örnek aile babası bir adam ki , görseniz önünde önünüzü iliklersiniz. Bu konuyu anladı, yöneticiye bir çıkıştı, "Ben kapı komşularıyken bu çocuklar beni rahatsız etmiyorlar, saygısızlık etmiyorlar, sen ne hakla diğer bloktan gelip hesap sorarsın?" diye adamı bir azarladı. O gün içimden dedim, "Adam olmak böyle bir şey demek ki!" Öyle yani, Muharrem deyince Muharrem Abi'yi anmadan geçmek olmaz.
* Konumuza dönelim. Bugün Cuma, hicri Muharrem ayındayız ve Aşure Günü yaklaşıyor. İşte bunlar hep hikmetli, sırlı şeyler. Muharrem ayı inananlar için aynı zamanda hem en büyük acıların, hem de en büyük sevinçlerin yaşandığı ay. Aynı zamanda da savaşın haram olduğu ay. Of of of, olayın kompleksliğine bak. Demek ki bazı zaman dilimleri önem arz ediyor. Her gün 24 saat, her ay 30 gün değil. Matemeatik hesabı değil. Sıcakla soğuk, sevinçle üzüntü, sıkıntıyla ferahlık vs vs her şey bir arada. Hani şey gibi; "Her şey zıttıyla kaimdir"
* Kerbela'da ciğerimiz yandı, Adem babamızın tövbesi kabul oldu, Hz. Nuh'un güvercini zeytin dalı getirdi, ateş Hz. İbrahim'i yakmadı, Hz. Yusuf kardeşlerine kavuştu, Hz.Yunus balığın karnından çıktı, Firavun denizde boğuldu. Hep Muharrem'de.
* Bugün sabahın bu saatinden stresim başladı: Persona non grata ilan edilmişken, gitmeli miyim? Gitmemeli miyim? Doğru davranış hangisi? Korktuğumdan değil, doğru olup olmadığından çekiniyorum. Yanlış bir adım atmak istemiyorum. İlk düğmeyi yanlış iliklemek istemiyorum. Karar verme konusunda tam ortadayım. Sanırım birkaç arkadaşıma fikrini sormalıyım. Sonuçta insan duygusal bir varlık, aklıselimle hareket etmek her zaman mümkün olmuyor. Tek başına yanlış duygusal kararlar verebiliyor. Sonra ne kadar doğru yapsan da, gömlek doğru iliklenmiş olmuyor.
* Saat 06:19 Hiç uyumadım Biraz daha bekleyeyim börekçiye gideyim. Kahvaltıyı orada yaparım. İyi ki börekçi var.
* To be continued insha'Allah ( "25. Yaşıyorum bu hayatı" postumda sadece "To be continued" dedim, "inşallah" demedim; kaldı öyle, yazamadım bak.)
Üç postunuz da aynı anda yayınlanmış, birlikte buraya yazayım. Taziyeye gitmenize sevindim, ben olsam ben de hiç duymaz, içimin dediğini uygulardım. Yıllar sonra tüm bunların bir önemi kalmayınca, ben o taziyeye gitmedim diye üzülürdüm.. Evlilikler biter, dostluklar biter, duygular değişir, bunlar hep insana dair. Açık sözlü ve yürekli olmak ama bir karakter, değişmez, değilmemeli..
YanıtlaSilEvlatlar arada kalmış ama bu da geçecek.. Büyüyecekler, açık konuşulduğunda anlayacaklar, hak vermeseler ve kızsalar bile, başka babaları yok.. Biraz zaman.. Baba biz kızlar için adla hata yapmayan, asla zayıflık göstermeyen biri ama o da insan, bir gün anlıyoruz… Anne baba da insan…
Umarım hepiniz için yakında herşey daha hayırlı olur…
Açıklık, insan olduğunu gösterebilmek, bunlar büyük meziyetler. İyi ki yazıyorsunuz…
Kimse sütten çıkmış ak kaşık değil… Birbirimizi kınarken önce bunu hatırlayalım.
Ne güzel sözler. Bir arkadaşım aradı bugün. Kardeşini tanımıyorum ama seni tanıyorum. Muhtemelen o da senin gibi iyi biridir, dedi. Sevindim önce, sonra aklıma geldi, dedim ki; Hepimiz insanız işte. Sen de, ben de, o da. İyi yanlarımız da var, zayıf yanlarımız da. Hepsi bu. Yeter ki iyileri sevmekten vazgeçmeyelim.
Sil